Tatilinizi bölmek istemem ama.

10 Eylül 2011

Okul başlıyor. Hani yazıya bir moral bozukluğu ile başlayın istedim ki sonu komik olmasa da gülebilin diye.

Doğum günümden bu yana hayatımda heyecan verici çok bir gelişme olmasa da, heyecan alıcı çok gelişme oldu. YGS‘ye çalışır gibi çeşitli dersler çalıştım, bir haftalığına İsviçre’nin bir köyüne gittim, bu arada bazen çok bunaldım, Facebook’a ergen durumlar notlar yazdım, ama eğer beni sadece buradan okumuyor, Facebook ve Twitter‘dan da takip ediyorsanız, sonunda bir iPhone sahibi olduğumu da öğrenmişsinizdir. iPhone bu yaza damgasını vurdu diyebilirim 😛

Ders çalışma olayımı ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak yazacağım, şimdi hem kesin bir şey yok hem de yazmak istemiyorum, zira son sınavımın üzerinden 2 gün geçti ve hala yorgunluğu üzerimde bir ayı misali.

İsviçre’ye de sevgili annem Zehrarengiz ile gittik, ilk gün bir kafede yemek yiyelim dedik, annemin yediği salata 25 frank (yaklaşık 50 lira) ve benim yediğim patates kızartması 10 frank (yaklaşık 20 lira) tuttu. PATATES KIZARTMASI HA. YİRMİ LİRA. Gözyaşları içinde yemeğimizi yedik, zaten zar zor anlaşabildiğimiz garsona teşekkür edip ağlaya ağlaya kaldığımız yere döndük.

Sion adeta bir eski zaman şehri gibi. Biraz köy olduğundan galiba, sokaklarda teknolojiye dair tek bir şey yok, bankamatik bile. Cuma günleri bizim sık sık geçmek zorunda kaldığımız bir caddesi vardı, orada pazar kuruluyor, hatıralık eşyalardan et ürünlerine, peynirden çakma iPhone’a kadar geniş bir yelpazede ürünler satılıyordu. Bu arada halkın gelir seviyesinden olsa gerek, çakma iPhone satan kadın bile orijinal iPhone kullanıyordu. O yüzden herhalde bir salataya 50 lira vermek onlar için gayet normaldir. Diye düşünüyorum.

Efendim dükkanlar akşam altı buçukta kapanıyor, insanlar işten çıkıp, işte az önce bahsettiğim 50 liraya salata satan yerlerde oturuyor, biralarını içiyor. Biz bu arada Türk bir sokak çalgıcısı ve yabancılardan oluşan grubunu da gördük, problemi çözebilirsem videosunu atacağım. Fakat Fransızca konuşan kızın “Caney caney caney, işte meydaney” adlı eseri söylemesi de bir yandan güldürürken öbür yandan düşündürmedi değil.

Çeşme sularının tadı şişe suyundan daha güzel ve Ice Tea gerçek anlamda sudan ucuz, neredeyse yarı fiyatına. Sokakta elinde su olan kimseyi görmedim fakat herkes Ice Tea içiyordu, her markanın, her marketin Ice Tea‘si var. Tam bana göreydi yani anlayacağınız.

(Yalnız şimdi yazdığım yazıyı baştan sona okudum, 50 lira bayağı oturmuş içime 😛 )

İsviçre konusundaki izlenimlerim kabaca böyle. Bu yazı da biraz İsviçre günlüğü oldu ama idare ediverin. Şunu da söylemek istiyorum yalnız, insanlar İngilizce bilmiyor. Bilse de konuşmak istemiyor herhalde. Benim gittiğim yer Fransızca konuşan bölge olduğundan her yer “Cafe de la Bilmemne, Rue de Bilmemnere” falan dolu. Bakkala gidip “Water” diyorsun, boş boş bakıyor. Hakikaten bir turist için çok fena. Ama Fransızca biliyor olsam da gitmem oraya zaten, köyde ne işim var, bildiğin bütün her yeri gezmek 1 saat falan alıyordu.

Ha ayrıca, Mc Donalds gibi şirketlerin neden bu kadar popüler olduğunu da anladım. Çünkü efendim, bilmediğiniz memleket, salata 50 lira, ayrıca damak tadına uygun değil, garip soslar falan var, Türk restoranı yok, olanlarda pos cihazı yok (bize denk gelmedi veya), ama McDonalds var! 5 franka Türkiye’de yediğimin aynısı olacağından emin olarak sipariş ettiğim 2 adet hamburgeri afiyetle yedim. Kapitalizmi falan bir kenara bırakırsak, gerçekten turistler için sağlıksız ama açlıktan kurtarıcı bir seçenek olabiliyor. AYRICA ÇALIŞANLARI DA GAYET GÜZEL İNGİLİZCE BİLİYOR.

Velhasılı kelam, zaten Fransızca’yı çok sevmemekle birlikte İsviçre’de iyice nefret etmiştim, geleli 2 hafta falan oluyor, bu arada hazır Facebook’ta popülaritesi zayıflamışken Zaz‘ın Je Veux adlı şarkısını da bir dinleyeyim dedim. Şarkıları popüler olduğu dönemde dinleyememe gibi bir problemim var da maalesef. Neyse efendim açtım şarkıyı, altta da sözler İngilizce olarak geçiyordu, ne bileyim melodi güzel, enstrümanlar güzel, kadının sesi güzel fekat sözler çok klasik lan. Chanel’in mücevherleri, Bilmemne otelinde oda istemiyorum, bana para değil aşk lazım, fakir ama gururluyum falan. Ne bileyim. Ya da Fransızca bilsem daha mı anlamlı mı gelir acaba. Bilemedim. Bir şarkısına daha fırsat vereyim bir dahaki sefere, bakalım.

Yani işte böyle sevgili blog severler.

Ama elli liraya sala… ÇAT!

 

You Might Also Like

1 Comment

  • Reply Begüm Şentürk 10 Eylül 2011 at 9:33 PM

    özlemişiz ya. canım.
    bu arada şey. zaz'ın les passant şarkısı da güzel.

  • Bir Cevap Yazın