Bugün doğmuşum meğer.

♣ Blogda kutladığım üçüncü doğum günü ve ben gribim. Şaşırtıcı değil.

♣ Boğazım çok ağrıyor ve Otrivine Menthol bağımlısı oldum sanırım.

“Doğum günümü kutlayan herkese çok teşekkürler iyi ki varsınız :) :):)9″ şeklinde bir Facebook güncellemesi yaptığım gün benimle tüm arkadaşlığınızı kesebilirsiniz, izin veriyorum. Zira 100‘ü aşkın kişiye bir kere bile copy paste yapmaksızın teşekkür ettim. Benim için önemli bir şey bu. Bir de like’layıp geçenler var o konuya hiç girmiyorum.

Amy Winehouse geçtiğimiz günlerde hayata gözlerini yumdu. Umarım gittiği yerde de kendisinden sınırsız para, uyuşturucu, şarkı, performans bekleyenler olmaz da rahat bir nefes alır.

♣ Geçen doğum günümde Starbucks bana bir adet frambuazlı pasta, bir adet karamelli frappuccino, bir adet de tabağına karamelle “Doğum günü çocuğuna” yazılı koca bir bardak Chai Tea Latte getirmişti. Bu yıl da aynı performansı bekliyorum. Öptüm.

Shakira‘nın Rabiosa şarkısına yaptığı remix yarışması bitmeden ünlü müzisyenimiz Metin Arolat yarışmayı Türkiye’ye uyarladı. Metin Arolat‘ın şarkılarının remixleneceği bu yarışmada ödül bir DJ set olacakken Shakira’nın bir adet camcorder, imzalı albüm ve daha yazmaya üşendiğim bir sürü şey verecek olması tabii ki şaşırtıcı bir şey değil. Benim şaşırdığım iPhone vermiyor olması tabii ki.

Bodrum’dan dönerken Sihirli Annem‘in son bölümlerinden birine göz atma şansım oldu ve küçüklüğümden beri aklımda kalan bazı soru işaretleri var, paylaşmak isterim sizinle: Periliçe dedikleri kadının kendi ismi yok mu? Betüş periliçeyken bile kadına Periliçe diye seslenmeleri niye? Ayrıca Periliçe ne sikko bir terimdir? Periler nasıl yıldızlara gider? Babam böyle pasta yemeyi nerden öğrendi?!

♣ Size küçük bir demet Mutluluğu Kelimelerde Arayanlar yaptım: media markt çakma iphoneler, erkek k, yüzonsekiz seksen reklamı, facede payla, pipisiz cocukların goruntulerı, pipisi görünen erkekler, ciphone turkey, dizüstü edebiyat erkek dedikodusu kitabı, pipini nasıl amına koyuyo, media markt iphone çakması telefonlar, nescafe soğuk kahve, kadınların pipisi, starbucks termosları, çıplak erkek pipi, göğüslerçıplak izle

♣ Ha ayrıca reşit oldum artık saçma sapan doğum tarihleri girmeyeceğim üye olduğum sitelere. Nasıl mutluyum.

♣ Ben kaçayım artık biraz. AY ÇOK HASTAYIM. Haydi esen cullen.

Kahve üzerine doğaçlamalar.

Sabah Antalya Kahve Dünyası‘ndan aldığım kahveyi içerken aslında Antalya’yı ne kadar özlediğimi farkettim.

O sıcağı, deniz manzarası…

Ne vaktim, ne zamanım, ne de enerjim varken Minicity‘ye girip “Amaan hemen biter nasıl olsa” diyip 1 saatte zar zor bitirebildiğim minyatür gezimi,

Önünde fotoğraf çektirdiğim sinema temalı heykelcikleri…

Şaka yaptım. Aslında Antalya adına özlediğim tek şey Migros Alışveriş Merkezi’ndeki Arby’s ve Kahve Dünyası. Aynı deniz Mersin’de de var sonuçta, aynı sıcak. Hatta az önce söylediklerim dışında her şey aynıydı.

Antalya’yı zerre özlemememin bir nedeni de, oraya turistlerin akın etmediği bir zamanda gelmiş olmamdı. Yani giderken Rus kızlar, ne bileyim İskandinav ırkının nadir türlerinden falan görme umudum çok yoktu açıkçası, görmedim de zaten. Gerçi plaja inmedim, plaja inseydim belki bir ihtimal, ama sezon açılmamıştı ben gittiğimde. Maalesef.

Orada kaldığım süre boyunca turistlerle olan tek etkileşimim şuydu: Migros‘ta aldığı konserveden bir tane daha bedava alabilmek için çırpınan yaşlı sayılabilecek bir Rus bayanına Money Club Card‘ımı verdim, “Spasiba”mı aldığım gibi oradan uzaklaştım.

Umarım yazıdan, olgun bayanlardan hoşlandığım sonucunu çıkarmazsınız.

 

—————————

 

Sene 2010, böyle söyleyince de güzel olmadı, işte geçen sene, sabah zorlukla uyandım, saat 10′daki orkestra provasına yetişecektim, evde kahvaltı yapmak istemedim, yoldan bir şeyler alırım dedim. Yürürken bir baktım Starbucks açık, sabahları 08:30‘da açmaya başlamışlar, saat de 9 civarıydı, kahvemi alırım yolda içerim dedim. Büyük boy, sıcak, ama oldukça sıcak, sütlü filtre kahvemi alıp yola koyuldum, biraz yürüdükten sonra otobüse bindim. Kahvenin yaklaşık olarak çeyreğini içmiştim, elimde tutuyordum.

Bardaktan ilk önce hafif bir çıtırtı geldi, tepki vermedim, bir yudum daha aldım, hafif soğumuştu. Otobüs ilerlemeye devam ediyordu, bardağı sıkıca kavramıştım. Birden o Starbucks bardaklarının dışında verdikleri karton kılıf var ya ısı geçirmeyen, hah işte o gerizekalı kılıf elimde çat diye ikiye ayrıldı, bardak elimden düştü, bu esnada kapak elime takılıp havaya fırladı. Kahvenin kalan kısmının yaklaşık üçte biri bacaklarıma ve yere döküldü, allahtan sıcak değildi çok fazla. Bardak akıllıymış yalnız, yere dikey olarak düştü, şoförden peçete istedim, yere peçeteleri serdim, üzerimi de bolca peçeteyle çitiledikten sonra kapağı takıp kahve keyfime devam ettim, ama otobüsteki 4 kişiye ve şoföre çoktan rezil olmuştum bile.

Otobüsten indiğimde boş bardağı attım, dizkapaklarım ıslak bir şekilde provaya gittim ve bir daha asla o gerizekalı bardak kılıflarını kullanmadım. Hoş bir daha elimde bardakla otobüse de binmedim de, neyse.

 

Böyle.

 

İşte bugün de doğum günümdü falan.

Şaka maka, ben hayatımda ilk kez böyle bir doğum günü olayı yaptım.
Yok yav, parti marti değil, ama iki gündür günüm hep güzel geçiyor. Cümleme sıçayım. Neyse.
Dün, İzmir’den gelen bi arkadaşım, ve okuldan iki arkadaşım sahilde bi kafeye gittik efendim. Benim doğumgünümü kutlayacağımızdan haberimiz yoktu, neyse bişeyler yedik falan, bi baktım bi pasta geldi. Aşağıdadır.

Neyse pastayı yedik tıkındık, ardından şöyle bir hediye almışlar bana, ihtiyacım vardı. “Yüzünü neden kapattın bikbik” tarzında soruları kabul etmiyorum, elim konusunda da yorum yapmıyorum.
Bardağın içinden fışkıran naneler de günün farklı bir eğlencesiydi. Bu böyle.
Bugün de birkaç arkadaş, birisi şu, toplanıp sıtarbaksa gittik. Oraya gittiğimde sürekli aynı masada otururum, oraya gittim, bir baktım minicik bir Bella Vista, HAPPY BİRTHDAY şeklinde de 13 adet mum. Starbucks’ın loş ışığında çok güzel görüküyorlardı.
Sonra çalışan ağabeylerden birisi bana orta boy, içinde değişik aromalar falan olan bir frappuccino getirdi. Görgüsüz duruma düşmeyeyim diye fotoğrafını çekmedim, ama vanilyalı, içinde ve kremasının üzerinde karamel soslu bişeydi.
Neyse onu da bitirdim, ondan önce de McDonalds‘tan hayvan gibi bir menü yediydim, iyice şiştim haliyle. Biraz oturduk muhabbet falan, bu arkağaşlar bana bir de tişört almışlar üzerinde büssürü saat var. Saate bayılırım, her yerde böyle saatler olsun isterim falan. Beğendim onu da. Sonra hadi kalkalım dedik, ağabey bi tane de Chai Tea Latte getirdi, hem de karamelle ‘Doğum Günü Çocuğuna’ yazmış üzerine. Starbaks’ı seviyorum, ne yalan söyleyeyim.
İşte böyle. Sonra D&R‘a gittik, oradaki Pucca kitaplarından birine küçük bir not bıraktım, Pucca yapıyor ya İstanbul’da, çok kıskandım İstanbul’da yaşamadığım için, notu çok almak istemiştim, ben de böyle bir ilginçlik yapayım dedim, bakalım kime gelecek, çok heyecanlı. BENCE ÖYLE. O değil de, hanzonun birine gelmez inşallah, twitter adresimi yazdım, gelip ‘sıpanç sevişelimmi’ falan yazmasın.
Böyle. Geçen senelerde doğum günümü yazlıkta akrabalarımla geçiriyordum, bu sefer farklı ve güzel oldu. Bu da böyle bir anımdır efendim. Bu arada blogda kutladığım 2. doğum günüm, sağolsunlar Twitter’da, Facebook’ta da yalnız bırakmadılar beni. HEPİNİZE KALP.
O değil de, notu bırakmasa mıydım yav? Şimdi Pucca kızar belki bana.
Yok yav, kızmaz.
Bu yazıyı yazarken de kendimi fazlasıyla ergen hissettim.
Hepimiz ergeniz, hepimiz gülben.

Dur bunu tivitıra yazayım.

Yazlık yazığı vol. 3 (bu böyle gider.)



Ben yazlıktayım yine. Klimayı açtım oturuyorum falan. Kuzenlerim havuzda, diğer akrabalarım denizde.

Ben havuz sevmem.

Denizden de çok hazzetmem. Ama denizi tercih ederim.

Havuza genelde çocuklar veya bebekleriyle beraber babalar giriyor, burda öyle yani en azından. Niye öyle ki lan acaba?

Bugüne kadar havuzun içine işeyen birinin etrafında kırmızı boyalar olduğunu görmedim, bana çok kolpadan şeyler gibi gelir o mesela. CÜMLE KURAMADIM.

Kuzenlerim havuzun içinde ebelemecemsi bir şeyler oynuyorlar. Eskiden ben de oynardım, şimdi saçma geldi bak düşününce. Hatta aptalca. LAN?

“Ebelemecemsi” kelimesini yazdıktan sonra 2 defa kontrol ettim. Bi de dün gece saat 2 civarı “Kariyerimde yükselemememin tek sebebi yükseklik korkum” diye bir tivit yazdım, o saatte beynim daha çok çalışıyor galiba.

Klimayı 18 dereceye aldım.

Ülkemizde “stop” kelimesini istop” olarak telaffuz edenlerin sayısı hayli fazla, bu yüzden “klima” kelimesinin “iklima” olarak değiştirilmesini ve öyle telaffuz edilmesini içeren bir öneri sundum, onay bekliyorum.

BİM‘den her gün düzenli olarak 3 tane bir litrelik şeftalili ice tea alıyorum. İçiyorum sonra. Bir litrelik kutusu 1.25 tl olm!

Havuz-deniz sevmememin nedeni biraz da şişko olmam. Düşünsene, millet “yaz geliyi olm” (arkadaşlarım şiveli konuşmuyor.) diye spor merkezlerine koşuyor, baklava dilimi, adonis kası yapıyor, ben aynı hızla “oof yaz geldi” diye starbucks‘a koşup bilmemkaç yüz kalorilik fırapuçino içiyorum, göt büyütüyorum.

Sonra erimiyor bir de onlar, ayrılmaz bir parçam oluyor, onlardan ayrı kalamıyorumbazenfalanfilan.

Adonis kası sonradan yapılabilen bişey mi, yoksa şanslı insanlarda doğuştan varolan bir şey mi, onu da merak etmiyorum değil tabii.

BENDE ADONİS GÖBEĞİ VAR. Homer Simpson göbeği ya da.

LAN BİRA İÇMEM BİŞEY İÇMEM.

sinirlendim.


AMA HAKLIYIM.

Neyse gidip masa tenisi oynayayım.

Hava da sıcak.