İyi ki doğdun PuCCa!

Bundan tam bir yıl önce şu saatlerde, elimde herhalde en çok heyecan duyarak satın aldığım kitabı, Küçük Aptalın Büyük Dünyası’nı tutuyordum ve keman sınavımdan önce onu okumamak için kendime söz vermiştim. Kendime ihanet edip ilk sayfasını okumuştum gerçi de, o konulara girmeyelim.


Ne çabuk geçmiş lan bir yıl, inanılır gibi değil.


Beni tanıyanlar bilir, kimliğimi açığa çıkarmadan önce beni tehdit eden, neredeyse aşağılayıcı bir şekilde kimliğimi yaymaya çalışan insanlar çoktu, ve bu konuda en büyük yardımı PuCCa‘dan aldım, ne yapmam gerektiğini, onlara ne şekilde yaklaşmam gerektiğini öğrendim, ve en sonunda “Ya kimden korkuyosun çık açıkça söyle allaşkına :P gazıyla da oturdum kimliğimi açıkladım.

 

Birkaç ay önce de PuCCa‘yla görüşüp doğum gününü kutladığımın rüyasını görmüştüm, pek tabii ki rüyanın tersi çıkar, hala kitabım öpücüksüz, ama gururlu bir şekilde duruyor, kaç defa okuduğumu bilmiyorum bile.

 

Uzun lafın kısası, PuCCa, bence bütün blogger’ların bir şekilde tanıdığı, etkilendiği, sevdiği saydığı, tatlı, komikli bir blogger ablamızdır.

 

İyi ki doğmuş.

 

 

 

 

 

"PuCCa’nın Selamı Var!"

Ya benim şöyle küçük bir hikayem var.

Geçenki doğum günü yazımda bahsetmiştim ya, “…Sonra D&R‘a gittik, oradaki Pucca kitaplarından birine küçük bir not bıraktım, Pucca yapıyor ya İstanbul’da, çok kıskandım İstanbul’da yaşamadığım için, notu çok almak istemiştim, ben de böyle bir ilginçlik yapayım dedim, bakalım kime gelecek, çok heyecanlı…” diye, dün yine D&R‘daydım, not alınmış mı diye kontrol ettim, ve kitapların birinde şöyle bir notla karşılaştım!



Bu gerçek, valla ben yazmadım.
Yoksa Mersin’e mi geldin Pucca, doğru söyle :P p

İşte bugün de doğum günümdü falan.

Şaka maka, ben hayatımda ilk kez böyle bir doğum günü olayı yaptım.
Yok yav, parti marti değil, ama iki gündür günüm hep güzel geçiyor. Cümleme sıçayım. Neyse.
Dün, İzmir’den gelen bi arkadaşım, ve okuldan iki arkadaşım sahilde bi kafeye gittik efendim. Benim doğumgünümü kutlayacağımızdan haberimiz yoktu, neyse bişeyler yedik falan, bi baktım bi pasta geldi. Aşağıdadır.

Neyse pastayı yedik tıkındık, ardından şöyle bir hediye almışlar bana, ihtiyacım vardı. “Yüzünü neden kapattın bikbik” tarzında soruları kabul etmiyorum, elim konusunda da yorum yapmıyorum.
Bardağın içinden fışkıran naneler de günün farklı bir eğlencesiydi. Bu böyle.
Bugün de birkaç arkadaş, birisi şu, toplanıp sıtarbaksa gittik. Oraya gittiğimde sürekli aynı masada otururum, oraya gittim, bir baktım minicik bir Bella Vista, HAPPY BİRTHDAY şeklinde de 13 adet mum. Starbucks’ın loş ışığında çok güzel görüküyorlardı.
Sonra çalışan ağabeylerden birisi bana orta boy, içinde değişik aromalar falan olan bir frappuccino getirdi. Görgüsüz duruma düşmeyeyim diye fotoğrafını çekmedim, ama vanilyalı, içinde ve kremasının üzerinde karamel soslu bişeydi.
Neyse onu da bitirdim, ondan önce de McDonalds‘tan hayvan gibi bir menü yediydim, iyice şiştim haliyle. Biraz oturduk muhabbet falan, bu arkağaşlar bana bir de tişört almışlar üzerinde büssürü saat var. Saate bayılırım, her yerde böyle saatler olsun isterim falan. Beğendim onu da. Sonra hadi kalkalım dedik, ağabey bi tane de Chai Tea Latte getirdi, hem de karamelle ‘Doğum Günü Çocuğuna’ yazmış üzerine. Starbaks’ı seviyorum, ne yalan söyleyeyim.
İşte böyle. Sonra D&R‘a gittik, oradaki Pucca kitaplarından birine küçük bir not bıraktım, Pucca yapıyor ya İstanbul’da, çok kıskandım İstanbul’da yaşamadığım için, notu çok almak istemiştim, ben de böyle bir ilginçlik yapayım dedim, bakalım kime gelecek, çok heyecanlı. BENCE ÖYLE. O değil de, hanzonun birine gelmez inşallah, twitter adresimi yazdım, gelip ‘sıpanç sevişelimmi’ falan yazmasın.
Böyle. Geçen senelerde doğum günümü yazlıkta akrabalarımla geçiriyordum, bu sefer farklı ve güzel oldu. Bu da böyle bir anımdır efendim. Bu arada blogda kutladığım 2. doğum günüm, sağolsunlar Twitter’da, Facebook’ta da yalnız bırakmadılar beni. HEPİNİZE KALP.
O değil de, notu bırakmasa mıydım yav? Şimdi Pucca kızar belki bana.
Yok yav, kızmaz.
Bu yazıyı yazarken de kendimi fazlasıyla ergen hissettim.
Hepimiz ergeniz, hepimiz gülben.

Dur bunu tivitıra yazayım.

Hepimiz birer "Küçük Aptal"ız!



“Naber beyler bayanlar, merdivenden kayanlar” şeklinde sıkıcı ve demode bir giriş yapmak isterim.

Ne zamandır “Yazcam yazcam, Pucca’nın kitabıyla ilgili yazı yazcam” diyordum, bugüne kısmetmiş.

Pucca’yı keşfedişim çok ilginçtir; (sanki keşfedip elinden tutan, şöhret basamaklarını tırmandıran benmişim gibi hayal ediniz) Bloxoo‘yu ilk keşfedişimde (ne çok şey keşfetmişim, kaşif Simsıpanç.) Bloglarda ne haltlar dönüyor? diye bir blog görmüş, direk tıklamıştım. Şu an blog kapalı gerçi de, o zamanlar Pucca ile ilgili komik şeyler yazıldığını görmüştüm, “Herkesin ayran olduğu blokker: Çukka Pucca” yazısını görünce de A4Tech marka mausum sayesinde Pucca’nın hayatını okuyanlar arasına ben de girmiştim.


Reklamlar bitti.

Blogda gördüğüm ilk yazı “sevişilecek erkekler eşcinsel, eğlenilecek erkekler puşt, evlenilecek erkekler sümsük” adlı yazısıydı. Yüzümde garip bir tebessümle okudum yazdıklarını, ilk başta “o ne lan?” desem de zamanla Pucca’nın uzun cümlelerine, ilginç tamlamalarına, garip küfürlerine alıştım ve fanatiği oldum, tüm yazılarını okudum falan. Bu gibi şeyler işte.

Sonra Twitter açtım, bir baktım orada da aynı üslubun, aynı yazıların 140 karaktere sığdırılmışı duruyor, yine yüzümdeki aynı tebessümle “follow” butonuna tıkladım, kullandığım mouse ise hala aynıydı hala da kullanırım, çok memnunum tavsiye ederim. Neyse, oradan da yazdığı bütün tweetleri okudum neredeyse, bazılarına cevap verdim, o da bana cevap verdiği zaman sevindim, hatta Twitter’dan gelen “Pucca (PuCCaa) is now following you on Twitter!” başlıklı e-posta’nın ekran görüntüsünü alıp kısa bir süreliğine Facebook profil resmi yapmışlığım bile var (Tam itiraf.com’luk bir itiraf oldu, ama pişman değilim, yine olsa yine yaparım.).

Gerisi zaten malum, ilk önce Twitter’da gördüm iletisini “kitap çıkarıcam lan!” tarzında bir şey, dalga geçiyor zannettim haliyle, eminim başka insanlar da öyle zannetmiştir, TEK GÖT OLAN KİŞİ BEN OLMAK İSTEMİYORUM ANLASANIZA!

Kitabın 1 Haziran‘da çıkacağını 15 Mayıs‘ta öğrendim ve günler geçmemeye başladı. Abartmıyorum lan. Sonra 29 Haziran‘da Pucca, kitabın ancak 3 Haziran‘a yetişeceğini söyledi, iyice sinir oldum. Yine başka bir itirafımı daha sunmak isterim, Pucca Idefix‘ten alınan kitapları öpeceğini söylediğinde de dalga geçiyor zannetmiştim, ve 3 Haziran akşamı D&R‘dan kitabı aldım. Bu girişimden dolayı Okuyan Us Yayınları‘nı, Cem Mumcu‘yu ve sonunda başarıya ulaşmış olan Pucca‘yı da, bunu büyük ihtimalle okuyamayacak olsa da tebrik ederim…

Son itiraf: Kitabı hala okuyamadım, sınavlarım bitmek bilmedi, bu cuma oturacağım başına ve bitecek yani. İlk 20 sayfasını okudum gerçi, bildiğim yazılarıydı zaten, sonra istemeyerek tekrar elimden bıraktım.

İlk defa bir kitabı bu kadar isteyerek almıştım, ve gerçekten başka bir kitabı bu kadar isteyeceğimi düşünmüyorum artık. Salağın biri ”Pucca‘nın gerçek ismi Ayşe Fatma Bilmemne, bunu da herkes duysun, alın bu da resmi, noldu göt oldun mu pukka” gibi bir blog yazısını yazdı, onu bile görmezden geldi, hiç söz etmedi falan. Onu bile gülerek karşıladı, Friendfeed‘den gördüm kafadan atmıyorum. Açık söyleyeyim, ben böyle bir şey yapamazdım, hatta ağzına yüzüne küfür ederdim. Kötü olaylardan bile komik bir şeyler çıkarabilmesi çok okunmasının en büyük sebebi bence.

İşte yukarda saydığım nedenlerden dolayı yaklaşık 20 gün boyunca içim içime sığmadan kitabı bekledim, sonra öpücüksüz de olsa gidip kitabı aldım, hala okuyamıyor olsam da masamın üzerinde durması güzel.

Bu da böyle bir anımdır.