2012 bize girmesin de.

2011 benim hayatımda bir çok şey değiştirdi, okul hayatım, dolayısıyla sosyal hayatım birdenbire değişti. Bu değişimin meyvelerini toplayabilmek yeni yıldan tek dileğim. Biraz da para (dşlfsdf).

Geçen sene yazdığım uzuuuuun wishlist’e bir baktım da, aman tengrim dedim, neler istemişim. Macbook‘lar bir yandan iPhone‘lar öbür yandan, Sony kameralar bir yandan, triplex boğaz manzaralı evler… Böyle Alis Harikalar Diyarında tarzında bir wishlist yazmışım. Bu sene öyle yapmayacağım ki seneye de bu yazıya gülüp bunu da silmeyeyim eheh.

Bu arada önceki yazımda spora başladığımı yazmıştım, yeni yıla 2 kilo eksik girecek olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum, ayrıca bu yılbaşında çekirdek ve cips yemeyerek de zirveye ulaşacağımı düşünüyorum. Tavsiye ederim, eğer yeni yıla alnınız açık bir şekilde (mecazen değil, fiziksel olarak) girmek istiyorsanız. Ha istemiyorsanız o sivilceleri bana doğru doğrultmayın!

Ha bu arada, ben hiçbir yeni yıla kırmızı donla girmedim. İşe yarıyor mu, kırmızı donla giren donanıyor mu, fikrim yok.

Denize donla girmek bile, yeni yıla kırmızı donla girmekten daha mantıklı bence.

Yeni yılınız sağlıklı, mutlu, fit, hatta kaslı, başarılı, paralı, bir de gerçekten donatıyorsa kırmızı donlu olsun!

Tatilinizi bölmek istemem ama.

Okul başlıyor. Hani yazıya bir moral bozukluğu ile başlayın istedim ki sonu komik olmasa da gülebilin diye.

Doğum günümden bu yana hayatımda heyecan verici çok bir gelişme olmasa da, heyecan alıcı çok gelişme oldu. YGS‘ye çalışır gibi çeşitli dersler çalıştım, bir haftalığına İsviçre’nin bir köyüne gittim, bu arada bazen çok bunaldım, Facebook’a ergen durumlar notlar yazdım, ama eğer beni sadece buradan okumuyor, Facebook ve Twitter‘dan da takip ediyorsanız, sonunda bir iPhone sahibi olduğumu da öğrenmişsinizdir. iPhone bu yaza damgasını vurdu diyebilirim :P

Ders çalışma olayımı ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak yazacağım, şimdi hem kesin bir şey yok hem de yazmak istemiyorum, zira son sınavımın üzerinden 2 gün geçti ve hala yorgunluğu üzerimde bir ayı misali.

İsviçre’ye de sevgili annem Zehrarengiz ile gittik, ilk gün bir kafede yemek yiyelim dedik, annemin yediği salata 25 frank (yaklaşık 50 lira) ve benim yediğim patates kızartması 10 frank (yaklaşık 20 lira) tuttu. PATATES KIZARTMASI HA. YİRMİ LİRA. Gözyaşları içinde yemeğimizi yedik, zaten zar zor anlaşabildiğimiz garsona teşekkür edip ağlaya ağlaya kaldığımız yere döndük.

Sion adeta bir eski zaman şehri gibi. Biraz köy olduğundan galiba, sokaklarda teknolojiye dair tek bir şey yok, bankamatik bile. Cuma günleri bizim sık sık geçmek zorunda kaldığımız bir caddesi vardı, orada pazar kuruluyor, hatıralık eşyalardan et ürünlerine, peynirden çakma iPhone’a kadar geniş bir yelpazede ürünler satılıyordu. Bu arada halkın gelir seviyesinden olsa gerek, çakma iPhone satan kadın bile orijinal iPhone kullanıyordu. O yüzden herhalde bir salataya 50 lira vermek onlar için gayet normaldir. Diye düşünüyorum.

Efendim dükkanlar akşam altı buçukta kapanıyor, insanlar işten çıkıp, işte az önce bahsettiğim 50 liraya salata satan yerlerde oturuyor, biralarını içiyor. Biz bu arada Türk bir sokak çalgıcısı ve yabancılardan oluşan grubunu da gördük, problemi çözebilirsem videosunu atacağım. Fakat Fransızca konuşan kızın “Caney caney caney, işte meydaney” adlı eseri söylemesi de bir yandan güldürürken öbür yandan düşündürmedi değil.

Çeşme sularının tadı şişe suyundan daha güzel ve Ice Tea gerçek anlamda sudan ucuz, neredeyse yarı fiyatına. Sokakta elinde su olan kimseyi görmedim fakat herkes Ice Tea içiyordu, her markanın, her marketin Ice Tea‘si var. Tam bana göreydi yani anlayacağınız.

(Yalnız şimdi yazdığım yazıyı baştan sona okudum, 50 lira bayağı oturmuş içime :P )

İsviçre konusundaki izlenimlerim kabaca böyle. Bu yazı da biraz İsviçre günlüğü oldu ama idare ediverin. Şunu da söylemek istiyorum yalnız, insanlar İngilizce bilmiyor. Bilse de konuşmak istemiyor herhalde. Benim gittiğim yer Fransızca konuşan bölge olduğundan her yer “Cafe de la Bilmemne, Rue de Bilmemnere” falan dolu. Bakkala gidip “Water” diyorsun, boş boş bakıyor. Hakikaten bir turist için çok fena. Ama Fransızca biliyor olsam da gitmem oraya zaten, köyde ne işim var, bildiğin bütün her yeri gezmek 1 saat falan alıyordu.

Ha ayrıca, Mc Donalds gibi şirketlerin neden bu kadar popüler olduğunu da anladım. Çünkü efendim, bilmediğiniz memleket, salata 50 lira, ayrıca damak tadına uygun değil, garip soslar falan var, Türk restoranı yok, olanlarda pos cihazı yok (bize denk gelmedi veya), ama McDonalds var! 5 franka Türkiye’de yediğimin aynısı olacağından emin olarak sipariş ettiğim 2 adet hamburgeri afiyetle yedim. Kapitalizmi falan bir kenara bırakırsak, gerçekten turistler için sağlıksız ama açlıktan kurtarıcı bir seçenek olabiliyor. AYRICA ÇALIŞANLARI DA GAYET GÜZEL İNGİLİZCE BİLİYOR.

Velhasılı kelam, zaten Fransızca’yı çok sevmemekle birlikte İsviçre’de iyice nefret etmiştim, geleli 2 hafta falan oluyor, bu arada hazır Facebook’ta popülaritesi zayıflamışken Zaz‘ın Je Veux adlı şarkısını da bir dinleyeyim dedim. Şarkıları popüler olduğu dönemde dinleyememe gibi bir problemim var da maalesef. Neyse efendim açtım şarkıyı, altta da sözler İngilizce olarak geçiyordu, ne bileyim melodi güzel, enstrümanlar güzel, kadının sesi güzel fekat sözler çok klasik lan. Chanel’in mücevherleri, Bilmemne otelinde oda istemiyorum, bana para değil aşk lazım, fakir ama gururluyum falan. Ne bileyim. Ya da Fransızca bilsem daha mı anlamlı mı gelir acaba. Bilemedim. Bir şarkısına daha fırsat vereyim bir dahaki sefere, bakalım.

Yani işte böyle sevgili blog severler.

Ama elli liraya sala… ÇAT!

 

Wentto, ve diğer çakma telefonlar hakkında.

Efendim, biliyorsunuz ben yakın zamanda YouTube videolarımdan birinde, Media Markt‘ta satılan bir çakma iPhone‘un tanıtımını (!) yaptım.

Sözkonusu telefon Türkiye’de üretilmiş olduğunu iddia ediyor, Wentto marka, ve gerçekten ilginç özelliklere (!) sahip. İzleyelim:

Videoda gördüğümüz gibi sadece 289 liraya satılan bu muhteşem ürün, az önce de söylediğim gibi Türkiye üretimi olduğunu iddia edip, bunu kutularının üzerine yazmaktan da çekinmiyor:

 

Fakat, bu telefonların Türkiye ile tek bağlantısı sadece üzerindeki marka. Telefonlar Çin’de üretiliyor, koliler halinde buraya getirilip üzerlerine marka basılıyor ve satışa sunuluyor. Muhtemelen de 1 telefonun satış fiyatına 1 koli telefon alınarak!

Aynı gün videoda tanıttığım telefonun yeni kutusunu gördüm, üstteki fotoğraf alt model bir telefona ait olduğu için ikinci serisi üretilmemiş anladığım kadarıyla, kutusu hep aynıydı çünkü. Bakalım kutuda ne yazıyor:

Evet, P.R.C. Bunu özellikle koydum, çünkü telefonun ultra süper özelliklerinden bahsettiğim zaman, bazı insanlar çıkıp “Türkiye’de üretilen telefonlara bok atıyorsunuz, sizi gidi vatan haini kapitalist bozguncu pezevenkler” falan diyebiliyor, o yüzden.

Videoyu izlediyseniz, birkaç komik ayrıntıyı farketmişsinizdir. Belli olmasa da özellikle vurguladığım Calendar kelimesinin “Clender” şeklinde yazımı, Video Player‘ın “Vidoplayer” şeklinde yazımı gibi ayrıntılar var.

Bu videoyu YouTube‘a koyduktan sonra yanda tesadüfen gördüğüm bir başka video da, Air Phone 4 adlı çakma iPhone‘u tüm özellikleriyle tanıtıyor.

Farkettiniz mi? Yazım hataları, iğrenç dokunmatik ekran gibi özellikler aynı. Çünkü telefon aynı, ve bir yerde üretilip farklı markalarla ülkelere satılıyor. Air Phone, KiPhone, CiPhone, SciPhone, Wentto gibi markalarla veya “en ucuz iphone burada” tarzı sitelerde “iphone v999, iphone speed, iphone super, iphone 5″ gibi adlar altında bu telefonlar satılıyor, bilgi yeterli gelmediyse bu markaları arayıp yeterli bilgiye ulaşabilirsiniz.

Velhasılı kelam, bu konuya sadece biraz dikkat çekmek istedim. Bu tür ucuz yapım ve kalitesiz telefonlar yalnızca esas marka itibarını zedelemekle kalmıyor, verilen paranın hakkını da vermiyor. Telefonlar dayanıksız plastikten üretiliyor, markasız bataryalar kullanılıyor. Bu yüzden dayanıksız olan bu telefonların çoğunun garantisi de yok. Bu yüzden, bu telefona 289 lira verilmesi yerine, iPhone görünüşünden (!) vazgeçilerek bir Samsung telefon alınabilir, diye düşünüyorum.

Bir telefonun iPhone veya başka bir smartphone olabilmesi için görünüş yetmez. iPhone‘da Angry Birds varken, Air Phone veya Wentto‘da ismi “Kuş” olan, tıkladığınızda cik sesi çıkaran bir uygulama (!) vardır. Aradaki farkı daha nasıl anlatayım.

Umarım aydınlatıcı olmuştur.

Reklamlar bitti.

Kendimi yabancı bir ülkeye yerleşmiş gibi hissediyorum.

 

Merhaba gençler. Görmüş olduğunuz gibi artık kendi domainim ve kendi sitemden yazmaktayım ki, şu an bu beni çok zorluyor, çünkü WordPress‘e taşındım. Ve bir bok anlamıyorum açıkçası. Anlayabileceğimi düşünüyorum ama, zamanla.

Öncelikle, hosting ve kurulumda yardımcı olduğu için Uğur‘a bir teşekkür etmek istedim. Çok yardımcı oldu sağolsun.

Ama güzel oldu, değil mi. Ne bileyim, ben çok sevdim. Yarın temayla falan oynayıp mavileştireceğim, şu an zaten biliyorsunuzdur, fena halde insan gribine yakalandım. Acı çekiyorum. O yüzden artık birazcık dinlenmeliyim bence.

Yeni sisteme geçiş yaptığım için bloga daha fazla ağırlık vereceğim, iyileştiğimde de yeni bir video yapacağım. Ayrıca da her videoyu burada tanıtarak paylaşacağım, ve dediğim gibi yazıları sıklaştıracağım. Gibi düşüncelerim var.

Umarım beğenmişsinizdir. Seksiler.

Şimdi gidip yatıyorum. Yoksa baş ağrım kendine başka bir cumhuriyet kurarak yaşamını sürdürmeye devam edecek.

Haydi görüşürüz.

 

edit akbayram: Bu arada WordPress’e geçmemin blogların kapalı olmasıyla hiçbir alakası yok. Sadece burayı daha profesyonel bulduğumdan dolayı böyle bir geçiş yaptım. Hani kaçmışım gibi düşünmeyin. Sıçayım yoksa o blogları kapatanların ağzına. Neyse. Of anneanneler gibiyim. Nasıl küçültülüyor bu yazının boyutu…………

1. sayfadasın.123