Hep beni bulurlar ya.

Geçen hafta, Forum Mersin‘in karşısında otobüsten indim, yoldan geçmek üzereyken “Pardon abicim, bakar mısın?” diye bi ses duydum, duymazdan geldim, fakat ısrar ediyormuşçasına bağırıyordu, mecburen dönüp baktım. Güleryüzlü, spor giyimli bir ağabeyimiz, elinde bir takım dosyalarla arz-ı endam etmekteydi, neden çağırdığını merak ettim. Yakasındaki kartı gösterdi, “Ben doku ve organ bağışı için çalışıyorum, kart satıyoruz, alır mısın?” dedi, pek almaya niyetli değildim çünkü böyle bir bağış olduğuna da inanmıyordum.

“Bozuğum yok” dedim, “Bende var sen merak etme!” dedi, güldü, ilk şokumu yaşadım. Sonra bir adet kartpostal çıkardı, “Buyur” dedi, “Ne kadarın çıkar?” “Bir liram anca çıkar abi, öğrenciyim ben” dedim, fukara ayağına yattım.

Bu arada da muhabbete girişti, “Nerelisin?” dedi, “İstanbul” dedim, “Aaaa ben de bak hemşehriymişiz görüyo musun ay ay ay” falan dedi, yüzümdeki bir şaşkınlık ifadesiyle bakakaldım. Kartı verdi, bir lirayı elimden kaparcasına alıp “Ay ay tosunum, agucuk gugucuk, agu bugu, baba mama mümümimimi” şeklinde çeşitli sesler çıkarmaya başladı ve yanağımı sıktı! Resmen korkmuştum açıkçası, halka açık alan olmasa tecavüz bile edebilirdi zira.

Sonra daha da azıttı, “Abicim senin boş vaktin var mı?” dedi, “Ya bizim boş vaktimiz y…” derken lafı ağzıma tıktı, “Bizimle beraber kart satsana sen de ya, hadi bak lütfen abicim. Hadi hemşerim” dedi, “Yok” dedim, “Ben konservatuvar öğrencisiyim, boş zamanım yok, olmaz…” bu arada adımlarım geri geri gidiyordu yavaştan.

“AMA BAK KONUŞMAM yaa bi dahaaaaæ” diye bağırdı dudaklarını büzerek. Artık kan beynime sıçramıştı, çığlık atarak oradan uzaklaştım, dolmuştan indiğim durağa gittim tekrar. Sonra Emre‘yle karşılaştım. “Ne bu yüzündeki ifade lan? Korkmuş gibisin” dedi, olayı anlattım. Güldü tabii, ne yapsın. Ben de olsam ben de gülerdim sonuçta. Ama çok fenaydı lan, bildiğiniz gibi değil.

 

Derken birkaç gün önce, yolda yürürken amcanın biri yolumu kesti, “Genç bak, lakost parfümler var elimde, son kaldı orijinal, yirmi liraya bırakırım…” dedi, “Yok teşekkürler, Lacoste kullanmı…” derken, alışkanlık herhalde bunlarda, bağırdı, “Hadi genç senin için on olsun!” Önceden şu olayı yaşamış olduğumdan tecrübeliyim tabii, “Sağol abi” dedim, “Parfüme allerjim var!”

Sonra yatsıya kadar yanacak olan mumumu alıp oradan uzaklaştım.

Bu da böyle bir anımdır.

 

 

Milkshake görmeyeli ne kadar büyümüş?!


Anlatacağım olay bir kaç gün önce başıma geldi. Lens alıp manevi dayak yememle ilgili şu yazıyı okumuşsunuzdur, okumadıysanız tıkla-oku teknolojisiyle okuma şansına sahipsiniz.

Işte o olayda, lensçi bey kişisi bana o istediğim öbür lensten de numunesini sipariş edeceğini söylemişti, onu almaya Forum AVM‘ye gittim.

Lensi aldım falan, çıktım. Yukarı kata gidip birazcık oturacaktım, bir dondurma yiyecektim. Ama bir Cumartesi klasiği, Forum tıklım tıklış.

Bizim dışarıda da bir McDonalds var, dondurma falan satıyor. Işte oraya gittim, orası hiç tıklım tıklış olmaz. Gittim, orada beni tanıyorlar, şöyle dediler:

‘Bir süper boy çilekli, değil mi?’

En son büyük boy çilekli almıştım, aynı adamdı galiba. ‘Büyük diyordur lan herhalde, süper boy milkshake mi olur, oha lan’ diye içimden geçirdim ve şöyle dedim: ‘Hayır, çikolatalı!’

Bir de McDonalds çalışanlarının şöyle bir huyu vardır: Daha lafı bitirmeden, çik demeden çikolatayı anlarlar ve fişinizi yazarlar! Ben de kasanın o ekranına (ekran mı ne o) baktım, iki lira altmışbeş kuruş çıkartmıştım hatta, ama ekranda yazan miktar üç lira yirmibeş kuruş!

O esnada jeton düştü! Süper boy çikolatalı milkshake almıştım! 0.75 litreydi ve benim birkaç günlük milkshake ihtiyacımı karşılardı… ‘Kem küm, ben bilmiyordum süper boy, büyük sandıydım…’ cümleciklerim arasında parayı verdim, iki elimle tutabildiğim bardağı sıkıca kavradım.

Ondan sonra da küçük molalarla o bardağı bitirdim, ve bugün salı, o günden beri canım milkshake istemiyor!

Bu da böyle bir anımdır…