Takriben 7-8 yaşlarındayım, hadi 9 olsun. Mahallede pek popüler olan silahlı, kavgalı, polisli oyunlarımız vardı. Herkes silah getirir, olmayan da taş, tahta falan, bir şeyler bulurdu. Eğlenirdik.
Benim de bir boncuklu silahım vardı, kullanmayı çok iyi bilmezdim. Hatta bir keresinde alnıma nişan alıp ateş ettiğim de olmuştu, yanlışlıkla. Nasıl olduğunu hatırlamıyorum da gerçi. Neyse.
Sonra bu silah kayboldu, zaten birkaç kere oynayabilmiştim sadece, o zamanlar da daha bu oyunlar çok moda olmamıştı. Silahsızların arasına karıştım, elimde taşlarla sopalarla oynamaya başladım. Çok fazla kullanmazdık zaten, önemli olan görüntüydü. Dandik silahlara kendimiz ses efektleri verir, gerektiği zaman boncukları kullanmaktan çekinmezdik, sopalarla oynayanların böyle bir şansı yoktu tabii ki.
Her mahallede olduğu gibi, bizde de herkesten büyük bir çocuk vardı, benden de bir yaş büyüktü. Ben adıyla seslenirdim, herkes abi derdi ona. O da tabii bundan güç alıp, hepsine bir çeşit hükmetmeye çalışırdı, ben, olağanüstü aklım ve strateji kabiliyetim sayesinde, bu hükmetmenin her zaman dışında kalmıştım (uuu beybi).
Silahı yoktu, ama bahsettiğim hükmetme şekli sayesinde, küçüklerin birinin silahını alırdı, ağlatarak. Ben tabii sinir olurdum, ama elden ne gelir sonuçta. Bir yaş da olsa, büyük yani. Silahı alır, neşeli bir şekilde oynar, sonra da silahı sahibine fırlatır, çeker giderdi, arkasında ağlayan bir grup çocuk bırakarak…
Ben bunu niye bu şekilde anlatıyorum ki, aslında bu komik bir olaydı. Neyse.
Sonra bir gün, babam elinde kocaman bir kutuyla geldi. Banaymış. Garip sesler çıkararak kutuyu açtım, ve içinden kocaman bir taramalı tüfek çıktı. Yalnız, bayağı taşaklı bir şeydi. Askısı vardı, hem o mahalledeki herkesin ağzıyla çıkardığı ses efektleri vardı, ateş ederken ışık bile çıkarıyordu. Süperdi. Ertesi gün çocuklara atacağım havanın hayaliyle, uyudum.
Ertesi gün cumartesiydi zaten, erkenden kalktım, kahvaltı yapıp, taşşaklı silahımı alıp aşağıya indim bir koşu, bir iki kişi vardı, beş dakika sonra herkes toplandı. Herkes silahı inceliyor, bende bir havalar, zannedersin atom bombası getirmişim aşağıya.
Oyun başladı, “Sen nöbetçi olacaksın, burda bekleyeceksin, biz birilerini hapse getirdiğimizde kaçmalarını engellersin” dedi, o benden bir yaş büyük olan çocuk var ya. Tamam dedim. Bir baktım, tüfeği almış gidiyor. “Hooop nereye” dedim, “Ben savaşa gidiyorum ya, ikinci turda sana veririm tüfeği” falan dedi. O kadar anlayışlı ve o kadar zekiydim ki, okeyledim.
O gün akşama kadar kıçımı yırttım tüfeği versin diye, vermedi. Hatta birkaç gün, bana zorla o gerizekalı taş ve sopa parçalarını verdi, nöbetçiler tüfek kullanmaz diye. Anlayışlılığımdan ödün vermedim, oyun bozulmasın diye bir kaç gün sineye çektim ama, en sonunda tüfeği eve götürmek üzereyken çığlığı bastım.
“LAN NE YAPIYORSUN SEN, NE AYAKSIN, KAÇ GÜNDÜR ZATEN Bİ VERMEDİN TÜFEĞİMİ, BABAM YENİ ALDIYDI HEM ONU BANA, GERİZEKALI, NİYE VERMİYON KAÇ GÜNDÜR, VER LAN!” dedim, herkesin şaşkın bakışları arasında tüfeği kapıp, gururlu adımlarla eve ilerledim.
Ertesi gün, onu göremedim. Çocuklarla kurduk oyunu, kendi tüfeğimle oynadım falan. Sonra tam herkes dağılırken geldi. Baktım kimse onunla konuşmuyor, yanımdakine fısıldadım, “Niye konuşmuyorsunuz lan Şey’le?” dedim, “Senden sonra biz de konuşmadık, zaten hepimizi zorluyodu, istediklerini yaptırıyordu” dedi, içinde kalmış. Yazık.
Kendi aramızda birkaç gün daha oynadık, sonra geldi.
Hepimizden özür dilediğini, bir daha kimseye hükmetmeye çalışmayacağını falan anlattı. Kabul ettik, iki gün sonra yine her şey aynıydı. Ama, bana daha sonra da hiç bir zaman istediğini yaptıramadı, ki bu olay bile beni öylesine sinir etmişti ki, ondan intikamımı çok güzel bir şekilde aldım, ki bunu da
şurda anlatmıştım zaten.
Demem o ki, küçükken kendinizi ezdirdi… Uf, yok, bir şey bulamayacağım şimdi. Sanki her yazımın bir önermesi varmış gibi, bir de bulmaya uğraşıyorum.
Az komikli değilim.
(Bu arada, yeni temayı beğendiğinizi ümit ediyorum. Yılbaşından sonra, eski bebek mavisine döneceğim tabii ki.)