
Bünyem mi zayıf arkadaş, ben yine gribim.
Gribe zencefil birebir geliyor bu arada, suya atıp kaynatıp için, ıhlamura falan karıştırın. İnsan sesi çıkarabiliyor olmamı zencefile borçluyum denilebilir.
Bugün, aynı benim gibi grip olan bir arkadaşımla karşılaştım, “Aaa grip misin, çok ayıp zencefil almadın mı, hemen gidip alalım” diye kolundan tutup Migros’a sürükledim kızcağızı. Manav reyonuna girdik, zencefilleri poşete koyarken şimdiye kadar görmediğim, ilginç ama güzel görünüşlü bir bitkiyle burun buruna geldim.
Zeytin büyüklüğünde, belki birazcık daha büyük, dışı portakal renginde ve dokusunda, pütürcüklü pütürcüklü sevimli meyvecikler. Bilmemkaçyüz gramlık edecek şekilde şeffaf plastik kaplara konularak satılıyor, 3 lira. “Kumkuat”mış ismi, üzerinde öyle yazıyor.
Görüntüsü çok hoşuma gitmişti ama, tadı güzel midir, nasıl yenir, ne işe yarar bir fikrimin olmadığı bu bitki hakkında geniş çaplı bilgi sahibi olmak için medarı iftiharımız, kutsal bilgi kaynağımız Ekşi Sözlük‘ün uygulamasına girdim telefondan, kumkuat yazıp aradım. İlk çıkan entry kısa da olsa bitki hakkında bilgi veriyor, sonraki birkaç entry’yi okumadan geçiyorsunuz, yavaş yavaş olaya girmeye başlıyorsunuz;
“En sevdiğim yazar, çok severim, eşi bulunmaz bir kişilik, canım dostum, can arkadaşım, entrylerine bayıldığım yazar…”
“Ne oluyoruz yahu?” dedim kendi kendime, telefonu cebime koydum, paketi incelemeye başladım. Yoksa bu şeffaf paketteki turuncu zeytinlerle ne alakası vardı Ekşi Sözlük yazarının? Meyveyi ilk bu yazar bulduğu için mi onun adını vermişlerdi?
Sonra meyveyi yerine bıraktım, yanımda bu cevapsız sorularla eve döndüm.
Bu da böyle bir anımdır.
(edit akbayram: İşbu yazıdaki kişi ve kuruluşlar tamamen hayal ürünüdür, Ekşi’yi kötülemeye dair hiçbir anlam ve ifade taşımamaktadır, yazar Ekşi Sözlük’ü çok sevmektedir, yalnızca bu ve bu gibi yazar isimlerinin kelimenin esas anlamıyla aynı başlık altında bulunmasına anlam veremediği için bu yazıyı yazmıştır, hatta gün aşırı ‘acaba yeni bir şey yazılmış mı’ diye de simsponge başlığına bakmakta, yazıdan uzun bir açıklama yapmaya zorunlu hissettiği için de kendinden nefret etmektedir…)