HARF LÜTFEN!

12 Eylül 2015

 

Üniversiteye bir giriş niteliğindeki, çok da yorucu olmayan bir dönemi bitirip bir aylık tatilimde doyasıya dinlenmek üzere Mersin’e döndüm, bir haftayı sadece uyuyarak geçirdikten sonra geri kalan zamanımı da oldukça sakin geçecek şekilde programladım. Öğlene doğru kalkıyor, kahvaltımı yaptıktan sonra bir iki bölüm dizi izliyor, biraz oyun oynuyor, belki bir film açıyor ve böylece akşamı ediyordum. Akşamları da, annemle programımız sabitti tabii ki. Yemek yedikten sonra salona geçiyor, ilk önce Büyük Risk, sonra Kelime Oyunu, ardından TürkMax’ta Bir Kadın Bir Erkek ve Heberler, sonra da belki bir film, ya da artık bahtımıza ne çıkarsa.

Kelime Oyunu‘nu daha önceden de izliyordum ama daha önce hayatımda bu kadar önemli bir yer tutmamıştı açıkçası 😀 Her gün de yayınlanması sebebiyle rutinimizin bir parçası haline gelmişti. Çıkan kelimeleri ilk önce kim bilecek şeklinde kendi aramızda da yarışıyorduk, bazen babam da katılıyordu ama o bütün kelimeleri çat çat çıkar çıkmaz bilerek bizi de az sinir etmiyordu 🙂

Bildiğimiz her kelimenin ardından “Yaa sen katılsan şu yarışmaya var ya ufuu” şeklinde şakalaşıyorduk, bir gün hadi dedim bir mail atayım, ortam süper görünüyor, yarışma zaten çok eğlenceli, ilk soruda elenip rezil olma sıkıntısı yok, daha ne isterim, bir özgeçmiş bir fotoğrafı maille gönderdim. Üç dört gün sonra telefon geldi, koordinatör Devrim bey canlı yayın için beni aradığını söyledi ama ben Mersin’deydim, o yüzden bir süre ertelemek durumunda kaldım.

İstanbul’a döndüğümde geldiğimi haber veren bir mail daha attım, Çarşamba akşamı, programın yayınlandığı saatlerde telefonum çaldı, ertesi gün canlı yayına alınacaktım!

Program saat 20:00’de başlıyor, benim 18:00’de orada olmam gerekiyordu. Yarışmayı izlemeyi en az benim kadar seven bir arkadaşımla beraber kanalın yolunu tuttuk.

Stüdyoya tam vaktinde vardık, Devrim bey bizi karşıladı, stüdyonun hemen yanındaki kafeterya bölümünde beklemeye başladık, diğer yarışmacılar da bizden hemen sonra stüdyoya geldi. İhsan bey de saat yedi gibi oradaydı, birazcık soruların zorluğu hakkında bizi bilgilendirdi (Bu bana çok soruldu da burada cevaplayayım dedim, İhsan Bey’in yarışmada bahsettiği “yarışma öncesi sohbet” gerçekten oluyor yani, elbette ki cevapları alamıyoruz ama en azından zor mu değil mi sınav öncesi hocaya sorar gibi sorabiliyoruz 😀 ) yarışmacı sıraları belirlendi, çaylar içildi.

Suratım da pudralanıp bebek poposu pürüzsüzlüğüne ulaştıktan sonra yavaş yavaş stüdyodaki yerlerimizi aldık. Heyecan mı gerginlik mi anlamadığım garip garip duygular içindeyken ilk üç yarışmacı göz açıp kapayıncaya kadar yarıştı bitti, dördüncü yarışmacı da yarışmanın ortasındaydı. O an sanki sorular başka bir dilde soruluyormuş da beynimin içinde tercüme yapıp sonradan söylüyormuş gibi hissediyordum, sanırım kendimizi tanıttığımız bölümde kuramadığım cümlelerden de anlaşılmıştır. Yarışmada da biraz böyle oldu, ilk birkaç soruyu sorunsuzca atlattım, “biravuç” kelimesinde bir an hiçbir şey bilmediğimi düşündüm, onu da atlattıktan sonra meşhur EDEPYERİ geldi, biraz ter döktükten sonra atlatabildim, SERMAYEDAR ağlattı, ŞERİTMETRE kelimesini de hayatımda hiç duymadığım etmediğim halde (nasıl bildiğimi hala anlamıyorum açıkçası, şimdi sorsanız bilemem herhalde) son anda tahmin edip gün şampiyonu oldum!

Canlı yayın olduğu için telefonlar, mesajlar, tvitler hiç durmadı, ağzım kulaklarıma yapışık bir şekilde hepsini okudum, okudum, cevapladım, çok sevdiğim insanlardan çok güzel sözler duydum, o gece çok mutlu uyudum.

Hafta finalinin çekimleri cuma günü canlı yayından hemen sonra başlıyormuş, yani saat 22:00’de, yine bölümden arkadaşlarımla oradaydım, belki de rezil olmadığım için bilmiyorum, çok daha rahat hissediyordum. Kuralar çekildi, dördüncü sırada yarışacaktım. Stüdyoya geçtik, soruların daha zor olacağını önceden kestirmiştim zaten ama bazı sorular beklediğimden de zor geldi. Yine aynı tercüme sendromunu o gün de yaşıyordum, üstelik bu sefer dördüncü sırada oluşum gerginliğimi biraz daha arttırmıştı. Sanırım canlı yayında oluşan şey heyecan, çekimdeki gerginlikti.

Yine yarışma öncesi kafeteryada oturduğumuzda, İhsan Bey benim sorularımın birisinin bir matematik terimi olduğunu söyledi. Matematikle aramı bilen bilir, YOKTUR. Hele terimleri hiç bilmem, neyse belki aşina olduğum bir şeydir diye düşündüm.

Yarışma başladı. İlk sorudan itibaren gerginliğimi görmüşsünüzdür zaten, tını sözcüğünü (ki konservatuvarda müzik terminolojisi dersinde az ezberlemedik tam bu anlamıyla) bile zar zor bilebildim, sonra MASAT diye bir şey çıktı karşıma ki hiç bilmiyordum, ŞİFACI kelimesine LOKMAN dedim, açıklamada kişi yazdığı için bir kişiden bahsettiğini zannetmiştim zira, daha sonrasında kendisini bildiğim ama anlamını bilmediğim İNTEGRAL yüzünden çok puan kaybettim, SESDUVARI da bu yüzden gitti, tren kaçtı. Gerçi onu da bilebileceğim konusunda şüphelerim vardı ama belki birkaç harf yardımcı olabilirdi. Maalesef üçüncü turda yarışma şansımı kaybettim, sonraki iki soruyu da bildim geçtim yerime.

Yarışma sonrasında İhsan bey “Ne zaman isterseniz, Taksim’e yolunuz düşerse gelin buyrun” dedi, ben tabii ki bu teklifi oldukça ciddiye aldım 😀  Katılamasam bile ay finalini stüdyoda izlemeyi çok isterim açıkçası, çünkü bence gerçekten çok eğlenceli, atmosferi çok farklı stüdyonun.

Çekim öncesinde İhsan Bey’in kafeteryada neredeyse hepsini çözüp bıraktığı bulmacayı da kimseye göstermeden yanıma aldım, çekimden sonra imzalatmak için götürdüm, biraz manidar bir not yazdı ve imzaladı 🙂 Bir de hatıra fotoğrafı çektirdim, herkese tekrar tekrar teşekkür ederek stüdyodan çıktım.

Çıktığımda sadece o butona bir daha şöyle bir okkalı tokat yapıştıramayacağım için biraz üzgündüm, onun dışında çok yorulduğum ama inanılmaz eğlendiğim ve hiç unutamayacağım iki gün geçirmiştim, stüdyo ortamlarına ve showbiz’e olan ilgimi de sanırım programı izleyenler az çok anlamıştır, en son Senfonik Kabare‘de yaşadığım showbiz heyecanını Kelime Oyunu’nda da yüksek bir dozda yaşadım.

Her şeyden öte, ilk yarışma sonrası gelen mesajlarla inanılmaz moral depoladım, sanıyorum ki benden bir şeyler bekleyen birileri varsa onları da memnun etmişimdir.

Yayında da söylediğim gibi, KISMET. Yarışma benim için beklediğimden geç, istediğimden erken bitti. Yani karar diyebiliriz 😛

Şimdi sözüm size. Eğer yarışmayı takip ediyorsanız, katılmak gerçekten hiç zor değil! Sadece birazcık sabır, birazcık da ısrarla Benjamin’e dayak atma şansı sizin olabilir. Eğer olur da yarışmaya katılırsanız, lütfen bana da haber verin, ben de o bahaneyle stüdyoya bir kez daha gidebilirim 😛 O zamana kadar ben de spot ışığı özlemimi giderebilmek için farklı yarışmalara bakınıyor olacağım.

Şimdi diğer yarışmalar düşünsün!

 

You Might Also Like

1 Comment

  • Reply MrvNatural 9 Şubat 2013 at 9:16 PM

    Iki gunde de "ay anne bak basliyor! " heyecaniyla izledim. Nedendir bilinmez herkes seni 'bizden biri ' ilan etti. Ve evet 2. tur kelimelerin gercekten zordu ama iyi hallettin. Gercekten cok ictendin tebrik ederim 🙂

  • Bir Cevap Yazın