Browsing Category

Sevgili günlük.

Barselona’da kurşun döktürmek

6 Ocak 2015

Captura de pantalla 2014-11-12 a la(s) 8.05.49

Naber? 🙁

Öncelikle umarım herkes 2015’e girebilmiştir, zira ben zar zor kafamı uzatabildim, 2014 son haftasında bana çok güzel kazıklar attı çocuklar, o yüzden şu anda bu yazıyı yazabildiğim için bile kendimi şanslı sayıyorum 🙁

2014’ü 2015’e bağlayan hafta (böyle bir tabir var mı bilmiyorum şimdi uydurdum) sınıf arkadaşımla bir İspanya gezisi yapalım dedik, zira Avrupa’nın önemli yerlerini görmüş ve genel olarak Nurella surat ifadesiyle ayrılmış bir insan olarak İspanya’yı daha detaylı görmek gidip Eyfel kulesini 58482743’üncü defa çeken insan olmaktan, veya ne bileyim Amsterdam’a gidip “am” harflerinin önünde fotoğraf çektirmekten daha mantıklı geldi.

Son dakikada verdiğimiz bir karar olduğu için uçak bileti tabii ki bulamadık, blablacar ile de otobüs aynı fiyata geliyordu, otobüse binelim dedik, terminale gittik, güya sonraki geceye bilet alıp Madrid’e gideceğiz.

İnternetten kontrol ettik bilet vardı. Gece olduğu için gişeler kapalı, bir tane makine var millet önünde sıra bekliyor, ordan alıyorsun bileti. Bekledik bekledik, adamın biri tüm sülalesine tek tek bilet aldı, sonra gelen makineyi anlamadı, yarım saati geçti. Neyse sonunda vardık bilet makinesine, bir baktık bilet kalmamış 🙂 En yakın sonraki sabaha bilet var, tamam alalım dedik, internetten baktığımızda bayağı dolu görünüyordu. Tamam alalım hadi dedik, o saçmasapan makine bu sefer boş koltuk göstermemeye başladı, ama baya güzel küfür ettik.

Uzun uğraşlar sonunda bileti aldık, eve döndük, hemen küçük bir çanta hazırladım yattım aşağı. Ertesi sabah bindik otobüse, daha sonra nereye gideceğimizi bile hesap etmeden Madrid’e vardık.

Fakat o sinirle “Yeter söz milletindir” diyip çat diye bileti aldığımız için önemli bir detayı unutmuşuz arkadaşlar, o gün Noel gecesiydi… 8 saatlik otobüs yolculuğunun ardından akşamüstü Madrid’in Puerta del Sol’üne vardık ama her yer kapalı, kapanmayanlar da kapanmak üzere. Biraz dolaştık, telefonun son kalan şarjıyla bir hostel bulup zar zor yerleştik. Uykumun arasında “EVDE SICACIK YATAK” diye bağırdığımı hatırlıyorum…

Ertesi sabah erkenden yollara düştük, Madrid’in neredeyse bütün merkezini yürüdük, her yer kapalı tabii, manzara gezdik gördük, benim telefonumun şarjı 1 saat dayandığı için pek fotoğraf çekemedim ama sonuçta gördüm yani… Akşam hostele geri döndük, ertesi sabah zar zor uyanıp tekrar çıktık yola.

Dükkanlar çok şükür açılmıştı, biz de yeni bir yolculuk için bilet bakıyorduk, öğleye kadar dolandık bilet bakındık, bu arada ben nereden geldiğini bilmediğim saçmasapan bir alerji kaptım 🙁 Kollarım kızardı ve hatır hatır kaşınmaya başladım, hiçbir şeye de alerjim yoktur domuz gibi yemek yerim bilen bilir, neden bilmiyorum, kızarıklar yeni yeni geçiyor daha, hala kaşınıyor.

O gece için hiçbir yer bulamayınca bir sonraki gün sabaha karşı için Bilbao bileti aldık, o gün de Toledo’ya gidip, bir gün orada kalıp, akşamüstü Madrid’e dönüp sonra da Bilbao’ya gidecektik.

Toledo’ya gider gitmez suratımda 3 nurella gücünde “bu ne” ifadesi oldu, zira şehrin merkezini öyle bir gizlemişler ki, otobüs terminalinden indiğinde hayalet şehir gibi bir yerle karşılaşıyorsun, şehir merkezini arayıp bulman gerekiyor, ben şahsen McDonalds levhasını gördüğümde “oha la burda hayat varmış” şeklinde tepki vermiştim.

54409c27f630991b64e92047

Toledo tam bir turist şehri, bence orda yaşayan çok büyük paralar kırmıyorsa orda yaşamamalı ne bileyim, öyle ki sonraki güne aldığımız bileti değiştirip gece Madrid’e geri döndük, artık “Evde sıcacık yatak” diye bağırışlarım dakikada bire çıkmıştı.

Madrid’in geri kalanını da gezdikten sonra McDonalds’ta sabahlayıp telefonlarımızı şarj ettik, sabaha karşı terminale gidip Bilbao otobüsüne bindik.

Bu arada anlatmayı unuttum, artık hanginizin nazarı değdiyse Misfit Flash’im durduk yere kafayı yiyip bir gün boyunca düzgün çalışmadı, bolca yürüdüğüm için birazcık üzüldüm açıkçası.

Bilbao küçük ama güzel bir şehir, Bask bölgesi olduğu için İspanyolca’nın yanısıra Bask dili de konuşuluyor ve çok garip bir dil, ben ki Katalanca’ya uyuz olan bir insandım, gelince Katalanca falan konuşmaya çalıştım o derece. Japonca mı dersin, Sırpça mı dersin, öyle bir şey ama kesinlikle civar dillerin hiçbirisine benzemiyor.

 

Barselona’ya dönmek için tam 24 saatimiz vardı, yorgunluk paçalarımızdan akıyordu ve gezmek için önümüzde koca bir şehir vardı. Önümüzdeki haritadan bir iki yer seçtik, giderken onlara baktık ve gidip bir hostelden birer yatak ayırttık.

Eşyaları koyduktan sonra şehrin ana merkezine gitmek için hostelden çıktık, yürüye yürüye şehir merkezine ulaştık, bu arada yağmur tükürmeye başladı, bir kafeye sığınıp beklemeye başladık, o esnada Bilbao’lu olan arkadaşım “Şemsiyeni 24 saat yanında taşımayı unutma!” diye mesaj atmıştı…

Bez ayakkabılarım ve suya dayanıklılıktan zerre nasibini almamış kıyafetlerimle en yakın metro durağına kendimi attım, bir süre de orada bekledik, arkadaşım birkaç yer daha görmek istiyordu ama yağmur iyice hızlanmıştı, “EVDE SICACIK YATAK, İSTEMEZSEN HOSTEL DE RAHAT” diyerek onu ikna ettim, hostele vardık. Odada halıfleksin üzerine, bakın dikkatinizi çekerim halıfleks, telefonumu düşürdüm, ve ertesi gün eve gelene kadar telefonum çalışmadı 🙂

Alerjilerim hala kaşınmaya devam ediyordu, ertesi sabah yine hafif yağmurda otogara yürüdük, evde sıcacık yatak için otobüse bindik.

Eve geldim, biraz telefonumu şarj edip tekrar dışarı çıktım, Belçika’dan bir arkadaşım gelmişti, birlikte yemek yedik. Döndüm, artık yeter diyip sıcacık yatağa uzandım, bilgisayarı açtım, Popcorn Time’ı açtım, bekliyorum bekliyorum açılmıyor. Allah allah hadi hayırlısı dedim, restart’a bastım, bilgisayar bir daha hiç açılmamak üzere kapandı 🙂

Hayırdır ya ne oluyor demeye kalmadan iPhone şarjım bozuldu, o gece kapıları iyice kilitleyip yattım.

Yeni yıla iki gün kala Apple Store’a gittim, hard diski yakmışım 🙂 Yeni harddisk takılması gerekiyormuş, onun için de gereken paranın yanısıra anasının evlilik cüzdanını da istediler, o sebepten Apple Store’da yaptıramadım, anlayacağınız yeni yıla harddisk arayarak girdim.

Dün sonunda baya da iyi bir SSD aldım, bir de tornavida alıp kendi kendime bilgisayarı açtım, harddiski monte edip sistemi yeniden yükledim, şimdi de oturdum bunu yazıyorum olaylar çok soğumadan.

Yeni yıla güzel girdim ama, arkadaşlarım geldi. O yüzden bu uğursuzlukları 2014’te bıraktığıma inanıyorum, lütfen öyle olsun…

Nihayetinde evde sıcacık yataktayım, ama bayağı zor bir hafta geçirdim, özetle böyleydi. Üzerimde nasıl bir lanet var, kim beddua okudu, kim gözünü şeyaptı bilmiyorum ama Barselona’da kurşun döktürebileceğim birini bile aramayı düşündüm açıkçası 🙁

Sonuçta 2014’ü tüm uğursuzluklarıyla geride bıraktığımı umuyorum sevgili harddisk severler. Siz naptınız? 2014 son haftanızda sizi de üzdü mü? Herkes hakettiği gibi mi yaşadı?

Hayat bazı anlarda bizi deniyor 🙁

Nasıl spor hocası oldum?

15 Kasım 2014

shapely

 

(Bu yazıyı 3 Ekim 2013 tarihinde yazıp yayınlamışım, eski yazıları kurcalarken buldum, tekrar yayınlasam mı dedim, sonra dedim ki neden olmasın.)

Gün içinde kafein alırsanız, egzersizlerinizde yüzde yirmi oranında daha fazla yağ yakacağınızı biliyor muydunuz?

Ben biliyordum.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer body building’çi, pireler üçgen iken, 85 kiloluk onur ayva göbeğini tıngır mıngır sallar iken ilk spor deneyimim sonrasında dertli dertli bir blog yazmıştım, belki hatırlarsınız. Onun üzerinden yaklaşık 20 kilo ve 2 yıl geçmiş, blogu silmiş gibi yapmıştım ama aslında sadece tüm yazıları taslağa aldım o yüzden sadece artık anasayfada görünmüyor, bakalım vakti zamanında ne yazmışım:

———–

6 Aralık 2011
Ben ki Mersin Üniversitesi‘nin dik yokuşlarını Ağustos sıcağında bir damla ter dökmeden çıkmış bir insanım, sıksan 2 kova dolduracak ıslaklıktaki tişörtümle soyunma odasına gittim, yaklaşık yarım saat hiçbir şey yapmadan oturdum. Sonra aklımı birazcık toparlayabildim, duşa girdim, bu kısımları çok net hatırlamıyor olsam da, üstümü giyindim, sürünerek eve gittim!
İkinci ve üçüncü gün her yerim ağrıyarak, ama ağırlıkları daha çabuk kaldırarak geçti, araya haftasonu girdi, haftasonunda enerjimi toplayıp dün nihayet bütün egzersizleri sorunsuzca bitirdim! BİR DAHAKİ İMZA GÜNÜNE İKİ BOYUTLU, ADONİSTEN İBARET BİR İNSAN OLARAK GELECEĞİM!!!!1 
(14 Mart 2013 edit: GELEMEDİ)
 

———–

Gelememiş olmam hüzünlü tabii…

Aradan iki yıl geçti, ben spor salonundan hiç çıkmadım, biraz kilo verdim, bunu da sürekli vurguluyorum, neden mi? Çünkü GÖRGÜSÜZÜM.

Bu arada salondaki aletleri de iyi kötü öğrendim tabii, hangisi kol çalıştırıyor, hangisi bacak çalıştırıyor vesaire.

Neyse bugün, salonun kapanmasına bir buçuk saat kala gideyim iki koşayım dedim, gittim koşmaya başladım. İnsanları tiplerine göre birbirinden ayırmayı hiç sevmem fekat kişiliklerini bilmediğim için, bilsem de buraya anlatsam uzun ve gereksiz olacağı için tipleriyle yazmayı tercih ediyorum, bir adet mistır masıl ve bir adet ince uzun arkadaş vardı. Bi de ben.

Bu gittiğim üniversitenin spor salonu bu arada. Hocayla geçen seneden tanışığız, ne yaptığımı ne ettiğimi biliyor o yüzden rahatım başladım koşmaya, sonra hoca salonun kapanmasına bir saat kala benim işim var, siz çıkarken kapıyı çekin, güvenlikle de konuşun kilitlesinler dedi çıktı gitti. İyi dedik, nasıl olsa üç kişiyiz.

Mistır masıl tişörtünü çıkardı aynada kendine baka baka bir takım kaslanma hareketleri yapmaya devam ediyor, ince uzun arkadaş da takılıyor bir şeylerde, ben koşmayı bitirdim eliptiğe geçerken birden dört beş kişi geldi.

Hazırlıkların okulu daha bu hafta başladı, tabi millet ilk defa geliyor saatlerden falan habersiz. Normalde hocanın olduğu masanın orda bekliyorlar, bi beş dakika beklediler heralde, en sonunda içlerinden biri “biz buraya girebiliyoruz di mi, kartımız var?” dedi. Mistır masıl kaslarına dalmış, zayıf olan da mekik çekiyordu, ben seslendim gelin diye.

Ben bu kadar uzun yazı yazmak istemiyordum artık ya sıkıldıysanız çıkabilirsiniz 🙁

Spor hocası rica etmişti, koşu bantlarının altlarında şalterler var onları kapatmıştım, bu gelenlerden ikisi koşu bandına geçti, düğmelerle oynuyorlar tabi bi şey olmuyo, bana seslendiler, “alttan şalteri açın, işiniz bittiğinde kapatın” dedim, devam ettim. Şalteri açmış ama koşu bandını çalıştıramamış “SITARTA BAS” diye bağırdım oturduğum yerden, bisikletime döndüm.

Bu arada mistır masıl tişörtünü giyip gitti, koşmayanlardan biri yanıma gelip “ya bu kelebek aleti nerde” diye sordu, gösterdim. yanındaki “şu alet göğüs çalışmak için mi?” dedi, evet dedim.

Koşanlardan birisi yanıma geldi, “ya burda mekik çekme şeyi yok heralde” dedi, valla ben yerde yapıyorum dedim, diğeri “ya bu göbek nasıl erir?” dedi, soranda da benim göbeğimin yarısı yoktu insanlar çok değişik gerçekten, crunch yapıcan başka çaresi yok dedim, inşallah doğru demişimdir glkfsjdlksfsd

Sonra “bana da bi program yazabilir miyiz?” diye sordu, valla ben hoca değilim hocanın acil işi çıktı gitti, yarın gelir ona sorarsın dedim, yeni başlayanlar için bir program vardı duvarda onu gösterdim. Göğüs çalışan geldi “burası sanırım en çok bu saatlerde rahat oluyor, akşamüstü kalabalık oluyormuş” dedi, evet dedim. Koşanlardan diğeri kelebeğin bacak için olanına (ismini bilmiyorum ama aynı mantık yani) oturmuş ama nasıl kullanıldığını bilmiyordu, anlattım, bu arada bir iki kişi daha geldi, soyunma odasını tarif ettim, göbek nasıl erir diye soran dambılları sordu, gösterdim, soyunma odasından gelenlere de koşu bandını nasıl açacaklarını tarif ettim.

Bu arada kendi egzersizlerimi bitirmek üzereydim, zayıf arkadaş da gitmişti, göğüs çalışana “ben gidiyorum, siz havuzdaki görevlilerle konuşup kapattırırsınız” dedim, “siz kapatmıyor musunuz burayı?” dedi, “yok ben hoca değilim ki ya, öğrenciyim ehehe” dedim, iyi akşamlar dileyip çıktım.

Normalde spor salonunda kaslı kaslı dolaşıp millete tavsiye veren tiplerden hoşlanmam, ölseler az üzülürüm. Ben ağırlık çalışırken havalı havalı yanıma gelip “Yalnız o sana biraz ağır cnm yaaa, şunlarla çalış istersen :))))))” cilerin burun deliklerine dambıl sokmak istiyorum. Ama hoca zannedilip bir şeyler sorulan kişi olmak güzel bir duyguymuş gerçekten 😀 belki de kaslı havalı bi tip olmadığım için kendilerini rahat hissedip sordular, gerçi ben kaslı havalı bi tip de olsaydım öyle dolaşıp millete hava atmazdım, içimde yok.

Fitnıs adı üstünde, fit olmak için yapılan nispeten hafif çalışmalardır, fitness’ta kimsenin mistır masıl olma gibi bir niyeti yoktur. Zaten kaslı olmak için fazla kısa boyluyum, bence kas yapan kısa insanlar üçgen peynire benziyor. Fotoğraflar gösteriyor ki 2 senedir baya azimle asıldığım spor olayı iyi meyve vermiş, en azından artık 85 kilo değilim ve dokunduğum her yerden yağ fışkırmıyor, amaç da oydu zaten. Keşke başka şeylere de bu kadar azimle asılsaydım, acaba şu anda hayatım daha farklı olur muydu diye de düşünüyor insan işte o zaman.

İşte bu işler hep kısmet. 

 

Erasmus nedir, ne değildir?

12 Kasım 2014

Captura de pantalla 2014-11-12 a la(s) 8.05.49

Buraya gelirken aklımda ne vardı?

Birçoğumuzun aksine, Erasmus için daha önceden geldiğim ve bildiğim bir şehri tercih ettim, aslında bu hem iyi hem kötüydü benim için, zira adaptasyon sürecim diğer arkadaşlarıma göre kısa da olsa, şehir merkezinin neredeyse her yerini bildiğim için bu sefer bir keşif sürecinin olmayışı bu kalbi biraz üzdü.

Yine birçoğumuzun aksine, Erasmus benim için daha hareketli değil, daha sakin bir süreç olarak geçti, en azından şimdiye kadar, İstanbul’un son vapura yetişme, ne bileyim metrobüs gerginliği, sokak pilavcıları gibi iki üç günde en az bir kere yüz yüze geldiğim unsurları burada yok, evden okula, okuldan evin yanındaki alışveriş merkezine, oradan da eve şeklinde sakin bir yaşam sürdüm, çünkü zaten şehirdeki kültürel aktivitelerin hepsini geçen gelişimde gerçekleştirmiştim tam bir turist misali, zaten çok parti insanı da değilim, tipik bir Erasmus öğrencisi gibi değilim yani genel olarak şöööyle bir düşününce.

Bunu niye bu kadar anlattım? Zira daha önce hiçbir Erasmus öğrencisinin değinmediği bir konuya değineceğim arkadaşlar…

DERSLER ÇOK ZOR…

Bilmiyorum acaba “ehehehe seks turizmi” diye dalga geçerek geldiğim için üzerime kötü bir enerji mi çektim ama (allah çarptı diyemiyor), şimdiye kadarki süreçte ne derslerden umduğum kolaylığı (İstanbul’dakilerden daha zor çoğu), ne hocalardan beklediğim toleransı görebildim, bu kalbin üzülmesine izin verdiler.

Bütün derslerden başarıyla geçip dönen arkadaşım da oldu, hiçbir dersi veremeyip dönen de oldu, fakat bizim bölümden bu okula ilk defa biz gittiğimiz için gözümüz kapalı, bize uyar gibi davranan tüm dersleri seçtik, bir İngiliz Kültürü dersi var ki, seçmez olaydım, ömrümden ömür götürdü.

Özel okulda okuyor olmanın kötü bir yanı da, en ufak bir eğitimsel hatada (?) o sömestrin götünüze girme ve okul hayatınızı uzatma, dolayısıyla okul sahiplerinin altına bir araba daha çekmenize sebep olma ihtimali. Bu ihtimal de omuzlarınıza biraz daha sorumluluk yüklüyor maalesef, ama bu “la puta cultura inglesa” olarak adlandırdığım İngiliz Kültürü dersinden ya kalacağım, ya da sınırda geçeceğim gerçeğini maalesef değiştirmiyor 🙁

Gece yatmadan önce alarm kurdum, gece alarm uygulaması çöktüğü için bir sınavımı kaçırdım, böylece cenabet kelimesine yeni bir sözlük anlamı kazandırdım, Türk Dil Kurumu’ndan onay bekliyorum…

Askfm’den zamanında birisi bana “Sen özel okulda okuyorsun, Erasmus’a gitmene ne gerek var? Erasmus durumu iyi olmayan öğrencilerin yurtdışında ucuza okuyabilmesi için” demişti, başka öyle düşünen varsa konuya açıklık getireyim, devletin ve okulumuzun bize vaat ettiği parayı ancak iki hafta önce alabildik, ve buraya geleli iki ay oldu, yani ailemin desteği olmasaydı muhtemelen hayat şartları yüzünden survivor diyeti yapmak zorunda kalacaktım, o işler öyle olmuyor anlayacağınız. Buradan da aileme teşekkür ediyorum anne okuyorsundur inşallah 🙁 

Böyleyken böyle, tabii hayatımda iyi şeyler de oluyor, yine kilo verdim, Valencia’ya gittim gezdim, mandalinanın kilosu 1 euroya düştü falan… Ama onları da başka yazıya saklayayım.

Uzun lafın kısası, Erasmus’tan ders dışında beklediğim her şeyi şimdiye kadar buldum diyebilirim, zira adeta bir vatandaşmışçasına şehirde yaşıyorum, İspanyolcamı ilerletiyorum, arkadaşlar edindim falan ama “abi ne dersi aq ya gezeriz her gece parti xd” düşüncesiyle doldurmayın o formu, hani her şey olabilir önleminizi alın amaçlı yazdım bu yazıyı, toz pembe hayallerinizin pembesi gidip tozu kalmasın.  

Erasmus’un ilk iki ayını böylece bitirdim, bakalım devamı nasıl gelecek.

Mutlu sonu görmeden asla ölmiycem!