Browsing Category

Müzik

Apaçi müziğinden hallice: Electrolatino

28 Kasım 2014

BDGGbgPCIAAaIk8.jpg-large

Biz kendi pop müziğimize laf ededuralım, dünyanın geri kalanı da tabii ki boş durmuyor ve kendi müzik türlerini yaratmaya devam ediyor sevgili müzikseverler…

Electrolatino, esasen birçok müzik türünün saçma bir şekilde birleşmesinden doğan bir melez tür. İçinde mambo, salsa, zumba gibi latin merkezli müzik elementlerinin yanında techno, tabii ki pop ve dance gibi yüksek enerjili türler, bir yandan da rap, hip-hop ve reggaeton gibi bambaşka türler barındırıyor, anlayacağınız biraz ortaya karışık bir müzik türü.

Darz olarak çıstak çıstak kıpraşık bir ritmin üzerine piyanoyla mambo ritmi veya synth ile club ritmi, üzerine de autotune efektli bir vokal ve bir rapper temeli üzerine, çoğu zaman çok da başka bir şey eklenmeden şarkılar çıkarılıyor, üstte o kadar karmaşık yazdığıma bakmayın yani, aslında oldukça kolay, siz de evde yapabilirsiniz.

Buram buram Güney Amerika koksa da İspanya’da da bu türü icra eden ve dinleyen sayısı oldukça fazla, hatta diskolarda özel electrolatino ve reggaeton geceleri yapılıyor.

Sözleri genel olarak imkansız aşk, ilan-ı aşk ve depişme temalı olduğundan, electrolatino’nun ciddiyetsiz, nezaketsiz, post-sürrealist, otobiyografik ve mutlu bir müzik türü olduğu rahatlıkla söylenebilir… (glkfsdjsglfsl)

Bu otobiyografik türün başlıca isimleri İspanyol apaçisi Juan Magan, esasen reggaeton’cu ama eski reggaeton’culardan olduğu için türe etkisi büyük olan Daddy Yankee, ve “ben rapçiyim yaa kımonnn puçohenzap indiyeea” triplerine girmesine karşın Latin kanını bizlerden saklayamayan Pitbull diyebiliriz, geri kalanlar ya clublarda 15 dakikalık şöhret kazanmak için electrolatino işine giren şarkıcılar, ya da 1 single’da parlayıp sönen talihsizler, haliyle bu müzik türünün çok fazla büyük ismi yok diyebiliriz.

Şimdi biraz dinlemeye ne dersiniz? Ben biraz dinlemek derim. İlk şarkıyı da haftanın şarkısı seçiyorum çünki klibi bu hafta çıktı.

 

Bonus: Amerikan latin müziğinin giderli kraliçesi Shakira da zamanında bu işlere ufaktan bulaşmak istemişti ama tepki çekmemek için tekno kısmından biraz fedakarlık etmek zorunda kaldı…

 

Ne diyorsunuz? Tamam çok kolay yapılan bir müzik, sözler anlamsız şarkıcılar çoğunlukla yeteneksiz ve autotune eseri, ama allah kahretsin ki şarkılar eğlenceli 🙁

Umarım beğenmişsinizdir, sizin de bu tarz hoşunuza giden şarkılar varsa, ya da ne bileyim “bu ne biçim müzik türü aq bunu dinleyeceğime arabesk rap dinlerim” tarzı yorumlarınız varsa aşağıdan yazabilirsiniz, çünkü biliyorsunuz bunlar hep kültür alışverişi ve hayat aslında koskoca bir bad trip.

Öptüm.

 

(ps. Dün saçmasapan bir nedenden ötürü bilgisayarım bozuldu, onunla ilgili “Apple’a gidip nasıl çıldırılmaz” tarzı bir yazı hazırlıyorum, bir de kendime fitness bilekliği sipariş ettim, çok yakında yeni #gurlerdiyeti yazıları geliyor, stay tuned 🙂 )

Prince Royce – Stuck On A Feeling

20 Kasım 2014

Sıradan çinko karbon müzik blogger’larından olmadığım için “Haftanın Şarkısı” yazı dizime çok da anlam veremediğim, hatta ilk 30 saniyesini chloe ifadesiyle dinlediğim bir şarkıyla başlamak istedim.

cm7zisjZ

Bilmeyenler için Prince Royce hakkında biraz bilgi vereyim. Prince Royce beyimiz 25 yaşında, Dominik kökenli Amerikalı bir şarkıcı, 3 tane İspanyolca albümü var, bu şarkı da yeni çıkacak olan ilk İngilizce albümünün ilk teklisi. (Single yerine tekli kelimesini kullanarak bu işlerden anladığımı belirtmek istedim, umarım başarabilmişimdir)

5 yıllık kariyerine 3 tane bachata ağırlıklı albüm ve başarılı single’lar sığdıran Royce, özellikle Latin Amerika’da bayağı popüler olmuş, bachata’nın önde gelen isimlerinden biri haline gelmişti, Stand By Me ile başladığı bachata macerası Incondicional, Soy El Mismo ve son teklisi Te Robaréye kadar bayağı da iyi gitmişti.

Fakat nedense içindeki latin Justin Bieber olma isteğine asla karşı koyamadı, gerek saç stili, gerekse her albümünde bachata dışında hafif r&b soundları içeren şarkılar bulundurmasıyla, ve 3 gün önce yayınladığı bu single ile sanırım artık evrimini tamamladı, tebrikler royce bebek.

Youtube yorumlarından anladığım kadarıyla da hayranları “bu ne amk” ve “napalım biz onu böyle de seviorzzz <3” şeklinde iki gruba ayrılmış, şarkıyı çok beğenen kişi sayısı oldukça az.

Sen 5 senelik kariyerinle yılların bachatacılarına meydan oku, Romeo Santos’a rakip gösteril, sonra birdenbire r&b mi ne bu tarzında bir şarkıyla patlak ver, YAKIŞMADI. En azından daha yumuşak bir geçiş sağlanabilirdi, bakalım hayranları mı alışıcak, prens erkan bachata’ya geri mi dönecek, birlikte göreceğiz.

Şarkıyı 4 defa ardarda dinledim yazıyı yazarken, tam “ya aslında güzel belki de” gibi düşünürken “i’m at it, romantic, no panic, organic” kısmına denk geliyorum ve aklıma “sustuk sustuk kustuk kustuk” diyen İsmail YK geliyor, o ne biçim şarkı sözü ya 🙁

Bundan sonra Serdar Ortaç’ın şarkı sözlerine laf eden karşısında beni bulur, bakın elalem neler yapıyor.

Aşk bu kızılötesi, yaralı müzesi, hareket edemem!

 

Albüm İncelemesi: Thalia “Amore Mio”

5 Kasım 2014

amoremiodeluxent

İngilizceden sonraki yabancı dil olarak İspanyolca’yı seçmemde Latin müziğinin etkisi oldukça fazla.

Bilen bilir, belki Shakira ile bakkalda karşılaşırız umuduyla Barcelona’ya gelen bir insan olarak latin müziğini oldukça seviyorum, bachata, salsa, cumbia, latin rock, hatta sözlerini yazmasıyla beraber ortalama bir bilgisayar ile üretimi 5 dakika falan süren electrolatino, bunlar hep bebeğim gibi.

Her ne kadar ülkemizde Rozalinda, Maria Mersedes, Ma-ri-mar Aouuv Kostenitasoy gibi televizyon tarihinde hepsi gerek oyunculuk, gerek senaryodaki yaratıcılık bakımından çığır açan yapıtlarıyla da tanınsa, dünya çapında Thalia aslında latin müziğinin önde gelen 3, hadi Jennifer Lopez’i de sayarsan 4 kadın birey şarkıcısından birisi, fakat 2000’li yılların başında çıkan Greatest Hits albümünden sonra, dizilerinin de modası geçtiği için albümleri Türkiye’ye gelmedi bile, dolayısıyla Türk halkının aklında ıkınarak ağlayan Rozalinda olarak kaldı. O yüzden size Thalia’nın müzik kariyeri hakkında kısa ve oldukça sübjektif bir parça bilgi vereyim hemen.

Sanılanın aksine, ismi Talya diye değil, Taliya olarak okunuyor, o konuda bir anlaşalım.

2000’li yılların başına kadar durmaksızın yükselen kariyeriyle Thalia, Piel Morena, Arrasando ve en önemlisi Amor A La Mexicana gibi milyorlarca satan şarkılara imza atmıştı. Gel gelelim, hayat mottosu “Trend gelir hoş gelir” olarak tabir edilebilecek bir insan olan Thalia, müzik kariyerinde ilk önce latin soundlarından kurtulmak, daha sonra da İngilizce şarkılar yapmak gibi iki yanlış adım attı, umut ettiği kadar ses getiremeyen bir Greatest Hits albümünden sonra 2005’te hafif rock tınıları içeren bir albümle karşımıza çıktı, daha sonra 2006’da hamileyken tamamen farklı, latin ama biraz “yeaani” tarzında şarkılar içeren bir albüm çıkardı, bu albümden sadece bir single çıkarabildi, ikinci single’ı çıkarmak üzereyken kene ısırmasından mütevellit bir hastalığa yakalandı, single iptal edildi, köşesine çekildi.

2009’da, asla baştan sona dinleyemediğim , oldukça düşük enerjili, şarkıları hangi kafayla seçtiğini bilemediğim bir live album çıkardı, yine klip veya single çıkmadı, 2012’de balladların arasına iki üç küçük latin şarkı sıkıştırıp yeni bir albüm çıkardı, bu albümden 2 single çıkardı ama klipleri canlı performans kayıtlarıyla atlattı, pek başarılı diyemeyeceğim bir konser turuna çıktı, bir çocuk kitabı ve içinde “daha dün annemizin” cover’ı bulunan bir çocuk şarkıları albümü çıkardı, ve nihayetinde Eylül ayında bir single yayınlayarak yeni albümünü duyurdu.

Shakira’nın She Wolf’ta sıçıp, Sale El Sol ile toparlamaya başlayıp Shakira albümünde iyi bir iş çıkartması gibi, bazı şarkıcıların başına bu tür talihsizlikler gelebiliyor maalesef. Thalia bu süreci Primera Fila ile sıçıp, Habitame Siempre ile sıvama aşamasıyla biraz daha uzattı, ama bu albüm yavaş yavaş sahalara geri döndüğünün sinyalini veriyor, yani umarım öyledir.

Taliha’nın eski şarkılarının kredisi bende hala çok yüksek, zira bahsettiğim gibi kendisi latin müziğinin önde gelen şarkıcılarından birisi, kariyer dediğimiz zor bir süreç. Kendisine buradan sevgilerimizi iletiyoruz, biraz Türkiye’yi dikkate alsa kendisi için daha hayırlı olacak ama olsun, yine de seni seviyoruz Taliha.

Normalde yazıyı burada bitirirdim ama müzik bloglarında bütün şarkıları tek tek inceliyorlar, ben de deneyeceğim bakalım olacak mı. Şarkı isimlerine tıklayarak Youtube linki üzerinden şarkıları dinleyebilir, oldukça subjektif yorumlarıma katılabilirsiniz. Albümün Spotify linki ise aha bu, çünkü korsana hayır. Başlıyorum.

Amore Mio: Albüme adını veren parça. YAPMA YAVVV 😀 dediğinizi duyar gibiyim ama albüm incelemelerinde bu cümle mutlaka yazılıyor, ezbere konuşmuyoruz. Geçen albümlerdeki nefes kesici (kötü anlamda, boğucu yani) balladlardan sonra buna da şükür dedirten bir açılış parçası, ama bana göre temposu biraz yavaş kalmış. Toda La Felicidad isimli şarkıdaki gibi biraz daha hızlı, biraz da doksanlar disko tarzı bir remiksi yapılırsa albümü kurtaracak parçalardan olabilir.

Por Lo Que Reste De Vida: “Allah ömür verdikçe” olarak çevirebileceğimiz bu şarkı, albüme adını veren parça değil (gerçekten kapatabilirsiniz sayfayı, hiç alınmam). Albümün lead single’ı olarak çıkan bu parça da aslında klasikleşen Taliha balladlarından birisi, ama pek boğucu değil ve bittiği için iki rekat namaz kıldırmıyor, bir de Taliha’ya 6 yıldan sonra bir klip çektirdiği için artı puan veriyor ve şarkıyı uğurluyoruz. Ha unutmadan, bir bachata remiksi var bu şarkının, orijinali yerine çıksa hic aratmazmış orijinalini. Ben beğendim.

Más: Albümü dengelemek için koyulmuş hızlı ve rockımsı parçalardan birisi. Şahsen çok bir geleceği olacağını zannetmiyorum, ama albümün geneline bakıldığında iyi biri.

Cerveza en México: Bunu kim düşündüyse tebrik ediyorum, albümün en başarılı adımlarından birisi, belki de en başarılısı. “Beer in Mexico” isminde bir şarkının İspanyolcaya tercümesi ve akabinde kavırılması. Baya beğendiğim bir şarkı olmasının yanı sıra, Taliha hamımın “Bakın ben Meksika’yı unutmadım hala” tarzında şarkıda ekolarla “mehiko mehiko mehiko” şeklinde duyabileceğimiz “bir başkadır benim memleketim” minvalinde oldukça akıllıca bir hareket, sonunda konserin sonunda söyleyebileceğin yeni bir şarkı var, tebrikler Taliha bebek.

Lo Más Bonito de Tí: Yine hızlı mı olsam yavaş mı olsam karar verememiş, biraz ara doldurmalık bir şarkı gibime geldi. Trompetler canımız ciğerimiz ama tabii.

Contigo Quiero Estar: Gitarlarla başlayan bu şarkı, devamında çok tatlış bir tempo kazanıyor, nakaratıyla birlikte aslında baya güzel olduğunu farkettiriyor. Benim favorilerimden, olmuş bu.

Comete Mi Boca: Sinan Özen’in “Senin ağzını yerim ben” şarkısına olumlu bir cevap niteliğinde yazılmış olan bu şarkı, preview’lerin malum ortamlara düşmesinden itibaren birçok kişinin dikkatini çekmişti ama, ben kılablarda “Giysilerimi yırt, ağzımı ye!!1!1” diye bağırabilmek için yetersiz bir düzenleme olmuş diye düşünüyorum, iyi bir remiksle çok daha güzel bir hale gelebilir, ama bu haliyle de albümü kurtaran parçalardan.

Tranquila: Her ne kadar Tranquila diyince aklıma artık şu video gelse de, bu şarkı da single olmasına kesin gözüyle baktığım parçalardan. Melodisi tam bir Türk pop şarkısı olmasının yanında, “Gel yatağıma gel, pencereyi ört” tarzı sözleriyle de bir o kadar erotik. Fakat bu Fat Joe ısrarını anlamıyorum, galiba ona aşıksın Taliha.

Tu Y Yo: Latinlerdeki Tu Y Yo isimli şarkı çıkarmazsa ölecek hastalığının güçlü bir kanıtı, zira Taliha hanımın aynı isimde bir şarkısı daha var, ki ben onu tercih ederim. Slov şarkı istesem slovtürk dinlerim, hayret bişey. Ama bu şarkıya bir ranchera versiyon yapsan müthiş dinlerim, tabi kim uğraşacak sen de haklısın.

Como Tú No Hay Dos: Koskoca albümde içinde İngilizce bir takım sözler bulunan tek şarkı, henüz bir fetüs olan Becky G ile eğlenceli bir düet. Tüm albüm bu enerjide olsaydı keşke, ama Taliha hanım’ın asıl tarzının bu olduğunu henüz yeni yeni idrak ettiği dönemdeyiz, gelişme var yani.

Sólo Parecía Amor: Slovtürk kıvamında, gittikçe azalmasını umut ettiğim balladlardan biri daha. Yazıyı yazmak için bir defa dinledim, bir daha da aklıma gelir mi şüpheliyim açıkçası.

Olvídame: Taliha hanımın bu isimde de bir şarkısı vardı daha önce, ikisi de slov ama ben yine eskiyi tercih ederdim. Çünki öyle.

Tú Puedes Ser: Albümün Delüks Edisyon’unda bulunan iki şarkıdan birisi, eh işte kıvamında, ama iki tane slovtürk balladından sonra bir nefes aldırıyor. Bunun tam versiyonunu bulamadım youtube’da.

Gracias: Delüks Edisyon’un kapanış şarkısı, başta meditasyon gibi düz bir ses eşliğinde Taliha hanım yaşam koçu kıvamında bir şeyler söyleyip teşekkür ediyor, ben o teşekkürü “El Sexto Sentido albümünden sonra pek bişey yapamadım ama yine de iyi kötü piyasada kalmamı sağladığınız için teşekkür ediyorum” olarak anlıyor, balladları rafa kaldırıp beğendiğim şarkıları playlistime ekliyorum. Bunu hiç bulamadım youtube’da, çare spotify.

Albümden top 3’üm sırasıyla;

1) Cerveza en Mexico
2) Como Tu No Hay Dos
3) Contigo Quiero Estar
4) Tranquila (kıyamadım)

Olmasaydı da olurdu dediklerim:

1) Tu y Yo
2) Solo Parecia Amor

Bir de anladığım kadarıyla albümü puanlıyoruz müzik bloggerları olarak, benden 10 üzerinden 6 buçuk çalışır. Yukarda yazdığım iki gereksiz iç kıyıcı ballad notu düşürdü, yoksa 7 verirdim, ama Taliha hanımın artık bir tercih yapması gerekiyor müzik janrı konusunda, eminim bir müzik bloggerı olarak düşüncelerimi umursayacak ve gerekeni yapacaktır…

Fakat ne zor işmiş albüm incelemek arkadaş 🙁

Umarım müzik konusundaki engin bilgilerim ve Armağan Çağlayan tadındaki eleştirilerimle sizi sıkmamışımdır. Yeni bir albüm incelemesinde görüşür müyüz bilmiyom ama sağlıcakla kalın…