Tam bir hafta önce İstanbul’a gelmiş, tüm günümü İstiklal Caddesi‘nde geçirmiş, yorgun argın Gaziosmanpaşa’ya, teyzemin evine doğru yola koyulmuştum, ne yapacağım, nasıl gideceğim hiçbir fikrim yoktu, ben de çareyi Yetenek Sizsiniz izleyerek uyumakta buldum.
İmza gününün olacağı ertesi sabah Sercan‘ı aradım, “Ben nerdeyim, nasıl gideceğim, hiçbir fikrim yok” falan derken eniştem bana kabaca yolu tarif etti, Edirnekapı otobüsüne atladım. Fakat İstanbul’da Taksim‘den başka yer bilmeyen yabani Sıpanç‘ın Edirnekapı’yı bulması da zor oldu tabii.
Edirnekapı’dan TÜYAP servislerinin kalkacağı Avcılar’a doğru giden ilk metrobüse bindim. Uzun ve acılı bir yolculuktan sonra durakta indim, bu arada telefonuma “ÇABUK, SIPANÇ ÇABUK SERVİS KALKÇAK BAK, ÇABUK OL AĞAĞA” tarzında mesajlar yağıyor. Metrodan iner inmez yüreğimin götürdüğü yere doğru son sürat koşmaya başladım, ama nasıl nefes nefeseyim, sonunda TÜYAP otobüsünü, ve arkasındaki uzun kuyruğu bulabildim. “TÜYAP’ta iki lira, burda beşyüz” diye bağıran su satıcılarının pazarlama stratejisine hayran kalarak bir şişe su aldım, kuyrukta ilerlerken biletim olmadığını farkettim, tabii yabani olduğum için Akbil’im de yoktu, Hilal‘in yardımıyla o sorunu da hallettikten sonra sakin sakin yerime oturdum, gidene kadar yarı uyur vaziyetteydim.
Uzuuun bir yolculuktan sonra Beylikdüzü’ne vardık, Gülşah‘la otobüste iki adım arayla oturmamıza rağmen ancak o anda görüşebildik sarıldık, ama nasıl tatlı, NASIL UZUN BİR İNSAN. Binaya girdik, insan kalabalığının arasından zorlukla Salon 10′a vardık, ama kalabalık inanılmazdı! Gülşah’ın uzun boyu sayesinde kalabalığın içinden Aras‘ı farkettik, peşine takıldığımız gibi Okuyan Us standına gidip eşyalarımızı bıraktık, saat ikiyi çeyrek geçiyordu ve Okuyan Us standında PuCCa kitabı kalmamıştı! İnsan kalabalığını yararak başka bir standdan aldım, döndüğümde salon 10′da hala bir hareket yoktu, saat neredeyse iki buçuktu, Okuyan Us standının arkasına montumu ve atkımı bıraktım, tam salona gitmek için arkamı döndüğümde bir çift parıldayan mavi gözle karşı karşıya geldim!
Ufak çapta bir şaşırma yaşadım, “Seleeen nağber!!” diye koştum yanına, “Sıpanç, iyi ki geldin!” dedi, “Ya iyi ki geldim valla 2 senedir geleceğim diyordum ancak kısmet oldu, ayrıca iyi ki standa geldim ahaha, yoksa başka türlü mümkün değil göremezdim seni, salon resmen kaynıyor” dedim, hemen ceketini standa bıraktı, Ceri‘yle koşar adım salona gittiler, 5 saniye sonra insan kulağını zorlayacak desibelde çığlıklar başladı!
Salona gittiğimde birbirini iten, sürekli dalgalanan bir insan yığını, bir taraftan “Ayağa kalk! Ayağa kalk!” diye tezahürat yapıyor, bir yandan da Pukka‘ya ulaşmak için birbirini yiyordu. O sırada ayakta durmaktan yavaş yavaş yorulmaya başlamış, orada “Bu ne imzası” diye soran bir adama “PuCCa isminde çok önemli bir Fransız ekonomi ve siyaset yazarı, kitabında Türkiye’nin sosyoekonomik konumu, dünya üzerindeki yeri ve ekonomik öneminden bahsediyor” şeklinde desteksiz sallayarak kendime eğlence yaratmıştım. Fakat çoğunluğu bağıran kızlardan oluşan sıra, sırayı geçtim, düzgün bir yığın bile olamayan bu kalabalık ne güvenlik, ne de orada bulunan Zodyaklı, Niyans ve Kutup Zencisi tarafından zaptedilemedi, derken bir anons geldi, imza iptal edildi!
Herkes ne olduğunu anlamaya çalışırken PuCCa ortadan kayboldu, gerek yayınevine, gerek TÜYAP‘a gelen küfürlerden başım ağrıdı, standa geri döndüm, ve French Oje, TB ikilisini beklemeye başladım. Karışıklık yatışsın diye beklerken French Oje ve TB standa geldi, bir kargaşa da orada koptu ama stand dolayısıyla sıra daha usturupluydu tabii. Sohbetimizi ettik, fotoğrafımızı çektirdik o arada, gayet rahattı. Zaten çok tatlılar, herkesle teker teker minik birer Erkek Dedikodusu yapıp öyle verdiler imzaları, korktuğumdan sakin ve keyifliydi yani.
Derken 10. salondan tekrar sesler gelmeye başladı, hızlı hızlı döndüm gittim tekrar, baktım sıra düzenlenmiş, imza tekrar başlamış. Sırada birlikte beklediğimiz, hiçbir imzayı kaçırmayan Yağmur ve Beyza ikilisini aradım, sırada olmadıklarını, yerlerini sarışın ve gözlüklü bir kıza bıraktıklarını söylediler. Oradaki yaklaşık 1000 kızın içinden sarışın ve gözlüklü bir kız arıyordum resmen! Sercan ve Ceren’le birlikte sarışın kız araya araya sıranın ortasına kadar geldik, ama resmen “SARIŞIN KIZ, NERDESİN GÜLÜM, GÖZÜNÜ SEVEYİM BİR EL SALLA” falan diye bağırıyoruz, sırada bekleyenlerin de eğlencesi olduk iki dakikada, hatta 2 kızın “ayy çok tatlı yaa”larına maruz kalıp onlarla fotoğraf bile çekildim iki dakikada!
Sarışın kız arayışımız başarısızlıkla sonuçlanınca Sercan, Ceren, Beyza ve Yağmur‘la birlikte Niyans ve Zodyaklı‘nın yanına gittik, bu arada saat 5 olmuştu ve en az 100 kişi daha sıra bekliyordu! PuCCa‘nın hemen arkasında olduğumuz için bütün fotoğraflara değişik yüz ifadeleriyle fon olduk, bir kızın “Ayy ismi Selen’miş valla, Selen olduğunu ben rüyamda görmüştüm zaten ayy süperim!!” tarzında geyiklerini, 13 yaşındaki bir kızın “Ayh yeter ya bağırıp duruyorsunuz ERGENLER! :S” diye bağırıp gidişini, sıra için iki kızın saç saça baş başa kavga edişini izledik…
PuCCa son imzayı attığında saat altı buçuğu geçiyordu, ve net bir adet pilot kalem bitirmişti! Artık herkes gidince biz gittik yanına, Sercan 5 tane kitap imzalattı, ben 2 adet kitap, bir de ayraç imzalattım, “Artık gitmem gerekiyor, çok çişim var!” dedi, birer fotoğraf çekildik, giderken “2 yıl sonra görüşürüz artık” dedim şaka yollu, “Yok canım ne iki senesi gelirsin artık” dedi, “Dua edin de üniversite kazanayım burda, yoksa 2 sene bile olmayabilir artık beşinci kitabına gelirim” dedim, vedalaştık ve hızlı hızlı yürüyerek kapıdan çıktı.
Saat yediye geliyordu, beş saattir ayaktaydım, artık kara sular ayaklarımdan göbek deliğime kadar çıkmıştı, yorgunluktan bayılmak üzereydim, standa gittim, eşyalarımı aldım, herkesle vedalaşıp “İyi ki geldin”leri toplayarak binadan ayrıldım.
İşin özü, yorucu ama dolu bir gün olmuştu, bir günde internet aleminde tanışmak istediğim herkesle tanışma fırsatı buldum, imzalarımı aldım, Cem Mumcu‘yla tanıştım, Fayntenks‘e sayfasındaki “Saatleri geri alın” videosuna sesli güldüğümü itiraf ettim, İstiklal Akarsu‘yla muhabbet ettim, Niyans ve Delinin1i tarafından taaa Mersin’lerden gelmem sebebiyle “Yılın azimkarı” ilan edildim…
Zaten yaklaşık 5 gün “Off bak geçen gün şu saatlerde sırada bekliyordum, off bak tam şu dakikada TÜYAP’a varmıştım, bak geçen hafta şu saatte Selen’i gördüm” falan diye milletin kafasını şişirdim, artık bir tek, sonraki imza gününü beklemek kaldı.
Yalnız bir dahaki imza gününün tam tarihini net üç ay öncesinden istiyorum! Her işimi sona bırakma alışkanlığım yüzünden uçak bileti biraz girdi tabii, ama İstanbul’da geçirdiğim 3 gün, hakikaten fiziksel olarak bayağı yorgunluk getirse de, tam istediğim gibi geçen 3 gün oldu. O yüzden bu yazıyı okuyan herkes, evrıbadi, şimdi avuçlarımız yukarı bakacak şekilde dua etmeye başlıyoruz; “SIPANÇ İSTANBUL’DA ÜNİVERSİTE KAZANSIN, ALLAM LÜTFEN DİNİMİZ AMİN…”
edit akbayram: İmza gününde çektiğim fotoğrafların hepiciğine de şuradan bakabilirsiniz.
Sıpanç, beni yazmamışsın.
((((888
Şaka yapıyorum, çok güzel olmuş. Ellerine sağlık, çok beğendim. İyi ki tanışmışız, bu sefe yüz yüze.